13 Temmuz 2020 Pazartesi

Bütün Yazılarım



TARİHTEN GÜNÜMÜZE TARIM VE GIDA GÜVENLİĞİ ÜZERİNE - 1


TARİHTEN GÜNÜMÜZE TARIM VE GIDA GÜVENLİĞİ ÜZERİNE - 1

Maslov’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin birinci basamağında yer alan; yemek, su ve barınma ve ikinci basamakta yer alan güvenlik ihtiyacı her zaman olmazsa olmaz olmuştur. Yemeden içmeden yaşayamayan insan, ilk çağlardan beri bunun mücadelesinde olmuş ve hayatını bu temel üzerine kurup şekillendirmiştir.
MÖ 11000 yılına gelinceye kadar insanlık tarımla ve bitki evcilleştirme ile uğraşmadı. Avcı toplayıcı toplumlar olarak yaşamını sürdürdü. Av nerede ise oradan oraya gezip durdu.
Mağaralarda yaşadı, mağara duvarlarına avladığı hayvanları veya av planlarını çizdi. En iyi avcıyı kahraman ve kabilesine lider seçti.
Av peşinde konar göçer hayat yaşarken üremesi sınırlı oldu. Hem göçebe hayatın etkisi, hem av esnasındaki yabani hayvanlara karşı verdiği kayıplar, nüfus artışını kısıtlı tuttu.
İnsanlık MÖ 11000’den sonra avcı toplayıcılıktan tarıma, dolayısıyla da yerleşik hayata geçişle nüfus artışı yaşanmaya başladı. Nüfus artışı mı tarımsal faaliyeti artırdı yoksa yükselen gıda miktarına bağlı olarak mı nüfusun arttığı? Bilim insanlarınca tartışma konusu olurken gerçek olan, ikisi birlikte artan veya azalan bir seyir ile pozitif korelasyonda olduklarıdır.
İnsanların yerleşik düzene geçmesi, toplumsallaşmayı hızlandırırken hayvanlarla iç içe yaşam, insan kalabalığı ile birleşince hayvanlarda mevcut mikropların mutasyon geçirerek insana bulaşması, hastalıkları ortaya çıkardı.
Grip,veba, tüberküloz ve çiçek İlk ortaya çıkan hastalıklar olurken, ilkel yaşam koşullarının getirdiği insan ve hayvan dışkıları ile aynı ortamda yaşama, bazı dönemlerde salgın boyutunda hastalıklar ile insanlığı tanıştırdı. Bu hastalık mikropları, o tarihlerden sonra hiç ortadan kaybolmadı. Bulunduğu ortamda insanla birlikte yaşamak için mutasyon geçirse de yeni doğan veya hiç mikropla tanışmamış toplumlara sirayet ettiğinde, büyük oranda tekrardan ölümlere ve salgınlara sebebiyet verdi.
Hastalıkların diğer sebepleri ise kıtlık ve yokluk ile başlayıp savaşlar ile devam eden, temizliğe riayet etmeme kaynaklı bit, pire gibi haşeratın mikropları hızlı bir şekilde yaymasının yanı sıra yetersiz ve kötü beslenmeye bağlı zayıf bağışıklık sistemi olmuştur.
Tam bir kısır döngü çarkının işleyişi; Savaşlar ve hastalıklar sebebi ile tarlada çalışacak nüfusta ve dolayısıyla üretimde azalma, halkın gıda bulamaması, gerek cephede gerek cephe gerisinde beslenme bozukluğu kaynaklı hastalıklar ve salgın hastalıklar ile daha da azalan tarımsal faaliyetler ve daha az gıda üretimi...
Buna en yakın, tarihte örnek bir olay; Birinci Dünya Savaşı'nda kendini İspanyol gribi adıyla gösterdi. Savaş mevzilerinde askerlerin kötü koşullarından türeyen virüs, salgın halini alarak bütün Avrupa'yı etkiledi ve elli milyon kişinin ölümüne yol açtı.
Tarımsal faaliyetlerin, toplumsallaşma ile yaygınlaşması ile toplumlar arası ilişkilerde de siyasi ve sosyolojik olarak etkileri görüldü. Ürünlerin ticareti, kültür ve teknoloji paylaşımını hızlandırırken, ürünlerin miktar ve çeşit olarak da artışını sağlandı. Bu da daha fazla nüfusun yanı sıra koruma ve güvenlik için daha çok asker demekti. İhtiyaçlar hiyerarşisinde beslenmeden sonra gelen güvenlik ihtiyacı küçük toplulukları beylik seviyesine, daha büyükleri ise krallık seviyesine taşıdı.
Devletlerin beslenme ve güvenlik sorununu çözmesi, toplumun refah düzeyinin arttığı dönemleri yaşatırken, olumsuz iklim koşulları ve savaşlarda imha edilen ürünler sebebi ile kıtlık dönemleri yaşanmıştır. Bu durum savaş silsilelerine ve göçlere sebebiyet vermiştir. Devletler, tarım ve gıda üretiminden sosyal, ekonomik ve askeri güç devşirmek ve olası olumsuz şartlara maruz kalmamak için daha çok gıda ve tarım ürünü üretmeyi hedef haline getirmişlerdir.
Tarımın kaynaklık ettiği güçten istifade etmek isteyen Devletlerden birisi de Çin Devleti ve onun lideri Mao Zedong olmuştur. "Büyük İleri Atılım” adıyla Çin'de 1958-1961 yılları arasında ekonomik ve sosyal tabanlı bir girişimde bulundu. Mao Zedong liderliğindeki bu kampanya, hızlı bir sanayileşme ve kolektifleştirme yoluyla ülkeyi tarım ekonomisinden sosyalist bir topluma dönüştürmeyi amaçlıyordu. Ancak başarısızlıkla sonuçlandı ve kampanyanın neden olduğu kıtlık sonucunda tahminen kırk beş milyon insan hayatını kaybetti.
Büyük İleri Atılım, Çin'de ve uluslararası alanda büyük bir ekonomik başarısızlık ve insani felaket olarak görülmektedir. Bu olayın fiiliyata geçişi ve uygulanışı gerçekten ibretliktir.
Mao, halkına kalkınma adına tarım yapmayı ve bunu herkesin istisnasız belli kotaları üretmesi mecburiyeti ile yapmaya kalktı. Komünist yönetimin baskısı karşısında halk itiraz edememiş ve bu zorunluluğa rıza göstermiştir. Halkın kotaları tutturmak için sık ekim yapması ürün verimini düşürürken, kotaları dolduramayan halk da yönetim tarafından işkence ile cezalandırıldı. Diğer taraftan Mao "doğaya savaş açtım" diyerek buğdayları yedikleri gerekçesi ile halka serçelerin öldürülmesi talimatını verdi. Üç milyonu bulan serçe katliamı sonucu tarlalar çekirge ve hamamböceği istilasına uğradı. Haşerata karşı aşırı zirai ilaç kullanımı sebebiyle de topraklar zarar görerek ürün vermez duruma geldi. İyiden iyiye artan yiyecek yokluğu karşısında, halk tarafından istisnasız canlı hayvan türü ne varsa yenilmesi boyutuna gelindi. Zamanla hayvan türlerinin de tükenmesi sonucu ölen insanların yenilmesi ile durum yamyamlık boyutuna kadar ulaşmıştır.
Kıtlığın etkili olduğu Çin’in bazı bölgelerinde her türlü canlının yemek olarak tüketilmesi, halka yemek kültürü olarak yerleşmiştir. İçinde bulunduğumuz süreç de dahil yakın tarihte yaşanan sars ve domuz gribi gibi bir çok hastalığın kaynağı, bu yemek kültüründen kaynaklı olarak hayvanlardan insanlara ve insandan insana sirayet ederek salgın hastalıklara sebebiyet veren virüsler ve mikropları ortaya çıkartmıştır.
Tarımsal hayatın, iktisadi, siyasi ve kültürel hayata gerek bölgesel gerek global anlamda etkileri tarih boyunca olmuştur. Günümüz ile mukayesesi bakımından teknolojik gelişmelerin etkisiyle bazı bozulan korelasyonlar ve dengeler, dünyanın bugünü ile geleceği konusunda çok büyük tehlike sinyalleri vermektedir.
Dünyayı ve varlıklarını eline geçirerek insanları köleleştirme arzusunda olan güçler, insanın olmazsa olmaz yaşam maddelerini tekellerine alarak  bütün insanlığı ellerine geçirmek istemektedirler. Bir yandan genetiği ile oynanmış hastalıklı gıdalar ile insanları hasta ederken, aynı güçler bu sefer insanlığı kurtarmak (!) İddiası ile ilaçlar üretip satarak, hasta ettikleri insanları tedavi etme gayretindeler. Şayet gıda ile hasta ettiği insan sayısı ilaç pazarlamaya yetmiyor ise bu sefer de laboratuvar ortamında hazırladıkları mikrop ve virüsleri dünyaya yaymakta beis görmemektedirler.
Tüm bunlar göz önüne alındığında, bugün gıda ve mikroplar insanlığa karşı toplu katliam silahı olarak kullanılma potansiyeli taşıdığından dolayı bu konu ulusal güvenlik meselesi haline gelmiştir. Yerli tohum, güvenli gıda, yiyecek israfı, toprakların verimliliği ve kullanımı gibi tohumun tarlaya ekiminden soframıza gelene kadar tarım, gıda üretimi ve tüketimi konusu itina ile takip edilmesi gereken konulardır. Bugünümüz ve geleceğimiz için dolayısıyla devletin bekası için üzerinde önemle durmamız gereken en büyük meselelerimizden biridir.
Bir tarafta aşırı yemekten hastalanan insanlar diğer tarafta yiyecek bulamadığı için ölen çocuklar.
Yiyeceklerin üretim miktarı artarken, her geçen gün düşen besin kalitesi ve GDO sebebi ile gıda yerine farkında olmadan zehir ile beslenen ve kısırlaşan insanlar.
Diğer taraftan biyolojik silah elde etme maksatlı laboratuarlarda üretilen mikroplar ve virüsler ile dünya ilaç ve silah sanayini elinde tutan emperyal devletler.
Yazımızın gelecek bölümlerinde ele alacağımız konular olsun.


Sosyolog
Recai Uzun