MASLOW’UN İHTİYAÇLAR HİYERARŞİSİ VE GÜNÜMÜZ SANAL İHTİYAÇLARI
“İnsan fizyolojik ihtiyaçlarını ilk çağlardan beri ilk sıraya zorunlu olarak koyduktan sonra güvenlik en önemli meselesi olmuştur. Devamında toplum olma gereği birincil, ikincil ve üçüncül olmak üzere toplum ile ilişkiler yerini alır. Üçüncü basamaktan sonra daha çok bireycilik, özel alanlar, kişisel beklentiler, başarılar ve gayretleri oluşturan dört ve beşinci basamaklar devreye girer” der Maslow.
1943 yılında ihtiyaçlar çerçevesinde bu tespitleri yerlerine koyan Maslow, acaba günümüz için yeni bir piramit yapar mıydı?
Evet, Maslow ne kadar yapardı bilinmez ama günümüz insanı, yeni ihtiyaçlar piramidini komik olsa da her şakada bir gerçeklik payı vardır misali piramitlerini böyle oluşturabiliyor. Sanal alem ihtiyaçları yanı sıra kendini sanal alemde ifade edip statüsünü orada belirlemeye çalışıyor.
Teknoloji bağımlılığı ihtiyaçlar hiyerarşisini değiştirdi
Madde bağımlılığının insanın akli melekeleri başta olmak üzere bedeni hakimiyetini zayıflatan bir durum olduğu herkesçe malum. Ne var ki günümüzde teknoloji bağımlığı da madde bağımlılığının etkilerini göstermekten aşağı kalmıyor.
Teknoloji bağımlılığı, birinci basamağı oluşturan yeme, içme, uyuma, cinsel ilişki, boşaltım, nefes alma gibi olmazsa olmaz temel fizyolojik ihtiyaçları bile etkiler ve değiştirir hale geldi. Sanal alem, bireyselliği artırmakla birlikte kendini olduğundan farklı ifade etmeyi kolaylaştırıp hazzı artırırken Hedonizm ile gösterişçilik temel ihtiyaçlarda bile başrol oynar oldu.
Fizyolojik ihtiyaçlarını, hayatta kalabilmek için karşılanması gereken zorunlu ihtiyaçlar olmaktan çıkaran insanoğlu, sosyal medya hesaplarında bunları başkaları için yap(m)ıyormuş gibi göstermeye başladı. Böylece Maslow’un piramidinde birinci basamakta yer alan zorunlu ihtiyaçlar bir anda iki basamak atlayıp değerler hanesini bozarak bu alanın malzemesi oldu.
Değerler sırlamasına varmadan önceki güvenlik ile sevgi ve ait olma basamakları es geçilerek oluşturulan bu yeni durum sadece değerleri bozmakla kalmayıp atladığı basamakları da tahrip ediyor. Değerlere giden kavramları önemsizleştirerek ahlaki değerler ve ailenin korunması gibi olmazsa olmaz kavramları daha doğmadan yok ediyor.
Böylesine zincirleme bir bozukluk içerinde kişi kendini ne kadar gerçekleştirebilir veya hangi değerler silsilesi ile gerçekleştirirse o kadar olur, onun kararını da siz verin.
Bitirirken;
BM’yi oluşturan karalarda birebir etkisi olan beş daimi üye vardır. Diğer üyeler geçici ve değişkendir. Daimi olan üyeler ABD, Çin, Fransa, İngiltere ve Rusya dünya siyasetine yön verir. Bir de devletler içinde halkların siyasal beklentilerini, toplumsal hareketlerini, tüketim kültürünü belirlemede halklara yön veren şirketler vardır. Bunlar; Facebook, Alphabet (Google), Mİcrosoft, Twiter gibi ticari kuruluş kimliği ötesinde dini, siyasi, ideolojik olarak Amerikan çıkarlarına hizmet ederler. Amerikan sömürü kapitalist kültürünü tüm dünyaya ihraç ederler ve o çıkarlar doğrultusunda dünyada tüketim akımları oluştururlar.
Bugün ihtiyacının ne olduğunu kendisinin belirlediğini sanan insan bilmiyor ki kapitalist sistem önce ürünü üretir sonra da onu ihtiyaçmış gibi herkese satar. Tüketim çılgınlığının “size özel”, “özgürlüğünüzün simgesi” gibi sihirli reklam cümleleri ile kişilere “özelsiniz” duygusu verilerek istenen ürün pazarlanırken insanlara da bu ürünün kendi tercihleri olduğu duygusu empoze edilir.
İnsanoğlu tüketim canavarına dönüştürülürken tüketimden haz duyma, psikolojik rahatlama, lüks tüketim ile ayrıcalıklı olma, moda akımları oluşturma, modayı takip eden zümreden olma algısı ile de tüketim değirmeni işletilir. Gothe’nin “En iyi köleler, kendilerini özgür zanneden kişilerdir.” sözü işte tam da bu durumu temsil ediyor.
Sosyolog
Recai Uzun
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder