LİBERALİZMİN TEMELİNDE BİREYCİLİK VE TOPLUMSAL YIKIM-2
Bireysellik,
özgürlük, farklılık, rekabet, her şeyin üzerinde olma gibi
duyguların en yaldızlı zirve çağındayız. Birbirini tanımayan
fertlerin
ötesinde, bireysellik aile içinde, eşler, kardeşler, ebeveynler
ile çocuklar arasında dahi yaygın bir hale geldi. Eskiden kişiler
önce ailesini sonra vatanını düşünürken günümüzde birey,
kendini bütün değerlerin üzerinde görmektedi. Bu durum TV
reklamlarında kapitalizmin "sen özelsin" mottosu
ile perçinlenirken, liberalizmin, ekonomik ayağına tüketici
kazanma yolu ile hizmete devam etmektedir. Bu durum, kapitalist
emperyal sistem açısından da iki yönlü kazanç sağlama aracı
olmaktadır. Bireyselleşme, toplumda ben ve öteki kültürünü
yayarken her alanda bölünmüşlüğü artırmakta aile, millet,
devlet olma kavramlarını zayıflatarak yok etmektedir.
Bugün
farklı ve tek olmak adına, akla hayale gelmeyen çılgınlıklara
gidilmekte, kişiye özel, sınırlı sayıda üretilmiş giysiler,
otomobiller, takılar astronomik fiyatlara sahip bulmakta, insanlar
bedenlerine dahi müdahale ederek fiziki görünümlerini
diğerlerinden ayrıştırma gayreti göstermekte ve tüm bunları
bir övünç ve üstünlük meselesi görmektedir.
Bu
kadar farklılığa doymayıp gemi azıya alırcasına ileri giderek,
üzerinde
yaşadığı ülkenin milli ve manevi değerlerine bile, aykırı
gözükmek adına hakaret etmeyi özgürlük veya ifade özgürlüğü
ile savunma eblehliğine düşen tipler türemiştir.
Günümüzde,
bu kadar tek olma, farklı olma ve değerlerden uzaklaşma isteğini
toplum tipleri bakımından anlamamız için, Ferdinand
Tönnies’in 19.yy’da toplum tipleri “cemaat tipi ve cemiyet
tipi” tanımına bakmakta fayda var.
Bu
toplum tiplerinden olan cemaat
tipi
toplum; üyeleri
birbirine duygusal bağlarla bağlı, toplumsal ilişkilerin yüz
yüze olduğu, yüksek ölçüde bütünleşmiş herhangi bir
toplum olarak
tanımlanır. Bu tip toplumlarda bireysel otonomi oldukça azdır.
Cemiyet
tipi
toplum ise cemaat
tipi toplumun bir anti-tezidir. Cemiyet tipi toplumda ortak bir duygu
ve düşünce tasavvuru, toplumun kolektif olarak benimsediği ortak
bir değeri ve hayat algılayışı yoktur. Cemiyet
tipi toplumu ayakta tutan olgu herkesin ortak çıkarına olmasıdır.
Cemiyet
tipi toplumda manevi bir birlik (aile algısı, ortak din, ortak
vatan) olgusu bulunmamaktadır.
İlkel
toplum özelliklerinden modern topluma geçiş, özellikle de
kentleşme ile Tönnies’in cemiyet kavramı günümüzde tüm
unsurlarıyla yaşanmakta... Tönnies’in cemaat tipi toplum
yapısında, toplumu dizayn eden değerlerden sapmayı, Batı
özentisinin bizi biz yapan değerleri aşındıran mekanizmalarını
tespiti açısından, İsmail Cem’in
Türkiye'de geri kalmışlığın tarihi adlı
eserinde, Batı’nın niteliklerine dikkat çektiği “Batı'nın
Niteliği Maddiyatçılık, Batı medeniyetinin ve kültürünün ilk
temeli maddiyatçılık'tır, maddi tatmindir.”
şeklindeki tespiti çok değerlidir.
İsmail
Cem, batı maddiyatçılığı ve insana verdiği değeri
pekiştirerek daha net anlamamız için olsa gerek, özellikle
Batı'nın bugün bize fikir ve düşünce adamı kimliği ile reklam
ettiği ileri aydınlarının maddiyatçılıkları konusundaki
söylemlerinden şöyle örneklerle aktarır. “18.
Yüzyıl Batı'sının düşünürleri Montesquieu ve Voltaire' e
göre; ekonomik sömürüyü gerçekleştiren denizaşırı
kolonileri kurmak olumlu bir harekettir. " Bu
amaca
hizmet eden kölelik sistemi ahlaka aykırı değildir."
;"Saçma
ve barbar olan halkın hak ettiği bir boyunduruk, bir sopa ve
samandır..."
Diğer
Batı düşünürü Diderot’a
göre; "Aydınlığın
(bilgi, uygarlık anlamında) ilerlemesi sınırlanmıştır. Kenar
mahallelere asla ulaşamaz: Çünkü oradaki insanların hepsi
aptaldır."
İsmail
Cem Batı ferdiyetçiliği konusunda Zubristki Kerov ve Karl
Marks'tan vurgu ile şu şekilde aktarır: "Yakınçağ
Avrupa'sında her şey, burjuva içindir. " Yükselmekte olan
kapitalizmin ideologları, aşırı dereceye götürülen
bireyciliği, her ne pahasına olursa olsun kişisel başarıya
ulaşmak arzusunu övmektedirler." Hatta, kapitalizmin
güçlenmesine paralel olarak gelişen ferdiyetçi anlayış,
Hristiyanlığı da kendine daha elverişli hale sokacak, kilisenin
ruhani vesayetine karşı protestanlığı; bunun bilinçli bir şekli
olan kalvenizm'i getirecektir. Kalven, ferdiyetçiliğin, özel
mülkiyetin ve burjuvazinin çıkarları uyarınca, 'mesleki
başarının Tanrı indinde sevgili kul olmaya yettiğini'
söylemekte; "Tacirlerin ve iş adamlarının görevi elbette
ki, zenginliklerini mümkün mertebe artırmaktır.
Çünkü Tanrı bile, başkalarının yönetimini onlara emanet etti"
demektedir.
Özetlersek,
Batı felsefesinin ve düzeninin temeli çıkara ve maddi değerlerin
önceliğine dayanmaktadır. Bu düzende amaç daha çok kazanmaktır;
Batı uygarlığı toplumlarının
itici gücü, kazanma hırsıdır. İnsanın, basit bir üretim aracı
olmaktan öte değeri yoktur. Bugün bile dilimizden düşürmediğimiz
Batı aydınlanmacıları, insanları ikinci sınıf olarak görmekten
geri durmamış, sistemin insanları köle yapmasına rıza göstermiş
ve desteklemişlerdir.
Dünya'nın
küresel devletten, tekrar Ulus Devlete dönüşünün test edildiği
şu günlerde, “Batı Batı” dediğimiz melanetin içinde olduğu
parçalanmışlık ve değerler yokluğunu görerek, bize derman
olacak şeyin, kendi geçmişimize
dolayısıyla manevi ve milli değerlerimizle özümüze dönerek,
Tanzimat’tan bu yana yaşadığımız özenti ve taklitçilik ile
Batı mirası maddiyatçılık ve ferdiyetçilikten kurtulmaktır.
Batı’nın
dar gömleğinin bize olmadığını, olmadığı gibi bize has tüm
değerlerimizi bozduğunu aslında François Leger’in şu sözü
iyi anlatmaktadır. "Doğulu
bir topluma dinamik Batı medeniyetinden unsurların girmesi, garip
bir şekilde, o toplumdaki gerilimlerin güçlenmesiyle
sonuçlanmaktadır..." Leger’in
de dediği gibi bu elbise bize ait değil ve garip bir şekilde bizi
hareket ettirmemekten öte dini, ahlaki, milli ve manevi
değerlerimizi de bozarak bizi geriletmektedir.
Toplumun
günümüzdeki dini, insani, ahlaki zafiyetinin kaynağını ve
Kapitalizm kökeninde, maddiyatçı yaklaşımın toplumu nasıl
bozduğunu diğer yazımızda anlatmaya devam edelim.
Sosyolog
Recai
Uzun