20 Şubat 2020 Perşembe

ŞEHRİN YOĞUNLUĞUNUN, ENGELLENMİŞLİK HİSSİ BAĞLAMINDA PSİKOLOJİK VE SOSYOLOJİK ETKİLERİ


ŞEHRİN YOĞUNLUĞUNUN, ENGELLENMİŞLİK HİSSİ BAĞLAMINDA PSİKOLOJİK VE SOSYOLOJİK ETKİLERİ


2019 TÜİK verilerine göre Türkiye'de araç sayısı 23 milyon, bunun %54'ünü otomobiller oluşturuyor. En çok araç 4 milyon ile İstanbul'da bulunurken, 15 milyon 519 bin nüfuslu kentte 4 milyon 187 bin araç sayısı göz önüne alındığında, 4 kişiye 1 araç düşmektedir. Şehrin nüfusu ve araç sayısı Avrupa'nın birçok ülkesinden daha fazla bir rakama denk gelmektedir.
Türkiye’nin nüfusu en kalabalık ili İstanbul'da, kilometrekareye 2 bin 841 kişi düşerken, ilçeler bazında bu rakamlara baktığımızda kilometrekareye; Güngören ve Gaziosmanpaşa’da 41 bin, Bahçelievler’de 35 bin, Bağcılar’da 32 bin kişi düşmektedir. Şile 47, Çatalca 64, Silivri 225 ve Arnavutköy 623 kişi ile kilometrekareye en az nüfus yoğunluğu olan ilçelerdir.
Şehrin bu kadar kalabalık olmasının yanı sıra alt yapı ve üstyapının yetersiz olması, hayatı belirgin olarak zorlaştıran unsurlar, alışverişte, bankada, hastanede, eczanede, toplu taşımada kuyruk ve yoğunluklar yaşanmakta, adeta insan seli görüntüsü ile yaya akışı, yollarda araç akışı, sıklıkla görünen manzaralar haline geldi. Bu durum, sürtüşmeye dolayısıyla da stres ve sıkıntıya sebebiyet vermektedir.
Otomobil, bilgisayar, internet başta olmak üzere hayatın hızının önemli olduğu günümüzde,  insanların trafikte gerek araçları ile gerekse yaya olarak hızlarının düşmesi veya durma noktasına gelmesi, evden işe, işten eve veya gezip dolaşma eylemlerinde bir sürü engelin amaca ulaşmasına set olması, engellenmişlik hissi oluşmasına sebebiyet vermektedir.
Engellenmişlik hissi, psikolojik bir durum olup bu yaşamın her alanında, hedefine veya arzusuna ulaşmak isteyen insanların, bu gayreti esnasında engel vazifesi gören kişi, söz, davranış veya fiziki bir engel gibi birçok unsur, bu hissin oluşmasına sebep olabiliyor. Engellenmişlik hissi, nefret kaynaklı öfke birikiminin yanı sıra aşırı güvensizlik ile birleşerek şiddet eğilimini artırırken, toplumsal bağları aynı oranda zayıflatan bir sonuca sebebiyet vermektedir.
Toplumda oluşan güvensizlik, tedirginlik hali bireysel bazda psikolojik etkiler sergilerken, toplumsal çözülme, ortak değerlerden, milli ve manevi birlik duygusundan uzaklaşma gibi toplumsal zâfiyet üretmektedir. İnsanların en ufak bir sürtüşmeleri çatışma doğurmakta, cinayet boyutunda kavgalar çıkmaktadır.
Araç sahipleri koltuklarının altında çeşitli ebatlarda sopaları, araçlarında aksesuar gibi taşırken, delici kesici aletlerin boyutları savaşa giden eski çağ askerlerini anımsatmakta, bu durum aslında toplumun savunma güdüsünün ötesinde, saldırmaya hazır bulunma, her ortamı tehlike varsayma ile tetikte olma ihtiyacı algısının göstergesidir.
Mevcut psikolojik ve sosyolojik bu travmanın çözümü, bu durumun devlet politikalarınca ülke meselesi olarak ele alınması ile başlayacak projelendirmeler ve vatandaşların birlik beraberliğini güçlendirecek faaliyetlerle, tüm toplumun bilinçlenmesi ile olabilir.
Büyük şehirlere akın eden insanımızı, kendi toprağında mutlu edemedik. Tarım azaldı, çiftçi nüfus neredeyse bitme noktasına geldi, kente göç edecek insanımız kalmadı desek yeridir. İnsanlarımızın doğduğu topraklara geri dönmesini cazip hale getirecek politikalara ihtiyacımız var. Kentin; eğitim, sağlık, ekonomik imkânlarını ülkenin tamamına yaymak sureti ile kırsal bölgede yaşayan insanlarımız için kentin cazibesini azaltabileceğimiz gibi, kentten köye tersine göçü de destekleyen unsur olacaktır.
Mimarinin dikey gelişiminden yatay yayılımına geçmeliyiz. Bu, kararlı merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin uygulamaları ile rantı önceleyen tutumlardan vazgeçerek, insanı önceleyen şehir donatıları ile insanlara nefes alacak alanlar açılmalı.
Okullarda iletişim, empati kurma, diğergamlık, eşitlik, adalet gibi kavramları geliştiren dersler müfredatlara konulmalı, sorunla karşılaşan bireylerin düşünme, çözüm üretme, hakkı olanı talep etmek kadar, hakkı sahibine teslim etme bilinci verilmeli.
Güvensizlik, şüphe, korku kaynaklı şiddet sarmalından kurtulmak için, insanların birbirine potansiyel tehlike algısını ortadan kaldıracak olan, dinimizin emri selam yayılmalı, insanların birbirine güven duygusu verecek bir güler yüz, bir selam, herkesçe yaygın olarak uygulanan kültürel bir alışkanlık haline getirilmeli.
Potansiyel saldırganlık algısının yıkılması, öncelikle güvensizlik ve korku kaynaklı nefret ve öfke durumunu önleyici bir unsur olacaktır. Bireylerin psikolojik, bedeni, ahlaki, sağlığı toplumu; toplumun sağlığı ülkeyi sağlıklı kılar. Her geçen gün güvensizlik, korku, nefret duygusu içinde yaşamaktan bir an önce çıkmak için acil tedbirler almalı, ben demekten tekrar biz demeye başlamalı, yoksa etrafımızı saran ateş çemberini yarıp çıkmamız gereken olası bir gün geldiğinde, bize lâzım olacak olan birlik ve beraberliği bulamayabiliriz.




Sosyolog
Recai uzun






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder