ŞEHRİN YOĞUNLUĞUNUN,
ENGELLENMİŞLİK HİSSİ BAĞLAMINDA PSİKOLOJİK VE SOSYOLOJİK
ETKİLERİ
2019
TÜİK verilerine göre Türkiye'de araç sayısı 23 milyon, bunun
%54'ünü otomobiller oluşturuyor. En çok araç 4 milyon ile
İstanbul'da bulunurken, 15 milyon 519 bin nüfuslu kentte 4 milyon
187 bin araç sayısı göz önüne alındığında, 4 kişiye 1 araç
düşmektedir. Şehrin nüfusu ve araç sayısı Avrupa'nın birçok
ülkesinden daha fazla bir rakama denk gelmektedir.
Türkiye’nin
nüfusu en kalabalık ili İstanbul'da, kilometrekareye 2 bin 841
kişi düşerken, ilçeler bazında bu rakamlara baktığımızda
kilometrekareye; Güngören ve Gaziosmanpaşa’da 41 bin,
Bahçelievler’de 35 bin, Bağcılar’da 32 bin kişi düşmektedir.
Şile 47, Çatalca 64, Silivri 225 ve Arnavutköy 623 kişi ile
kilometrekareye en az nüfus yoğunluğu olan ilçelerdir.
Şehrin
bu kadar kalabalık olmasının yanı sıra alt yapı ve üstyapının
yetersiz olması, hayatı belirgin olarak zorlaştıran unsurlar,
alışverişte, bankada, hastanede, eczanede, toplu taşımada kuyruk
ve yoğunluklar yaşanmakta, adeta insan seli görüntüsü ile yaya
akışı, yollarda araç akışı, sıklıkla görünen manzaralar
haline geldi. Bu durum, sürtüşmeye dolayısıyla da stres ve
sıkıntıya sebebiyet vermektedir.
Otomobil,
bilgisayar, internet başta olmak üzere hayatın hızının önemli
olduğu günümüzde, insanların trafikte gerek araçları ile
gerekse yaya olarak hızlarının düşmesi veya durma noktasına
gelmesi, evden işe, işten eve veya gezip dolaşma eylemlerinde bir
sürü engelin amaca ulaşmasına set olması, engellenmişlik hissi
oluşmasına sebebiyet vermektedir.
Engellenmişlik
hissi, psikolojik bir durum olup bu yaşamın her alanında, hedefine
veya arzusuna ulaşmak isteyen insanların, bu gayreti esnasında
engel vazifesi gören kişi, söz, davranış veya fiziki bir engel
gibi birçok unsur, bu hissin oluşmasına sebep olabiliyor.
Engellenmişlik hissi, nefret kaynaklı öfke birikiminin yanı sıra
aşırı güvensizlik ile birleşerek şiddet eğilimini artırırken,
toplumsal bağları aynı oranda zayıflatan bir sonuca sebebiyet
vermektedir.
Toplumda
oluşan güvensizlik, tedirginlik hali bireysel bazda psikolojik
etkiler sergilerken, toplumsal çözülme, ortak değerlerden, milli
ve manevi birlik duygusundan uzaklaşma gibi toplumsal zâfiyet
üretmektedir. İnsanların en ufak bir sürtüşmeleri çatışma
doğurmakta, cinayet boyutunda kavgalar çıkmaktadır.
Araç
sahipleri koltuklarının altında çeşitli ebatlarda sopaları,
araçlarında aksesuar gibi taşırken, delici kesici aletlerin
boyutları savaşa giden eski çağ askerlerini anımsatmakta, bu
durum aslında toplumun savunma güdüsünün ötesinde, saldırmaya
hazır bulunma, her ortamı tehlike varsayma ile tetikte olma
ihtiyacı algısının göstergesidir.
Mevcut
psikolojik ve sosyolojik bu travmanın çözümü, bu durumun devlet
politikalarınca ülke meselesi olarak ele alınması ile başlayacak
projelendirmeler ve vatandaşların birlik beraberliğini
güçlendirecek faaliyetlerle, tüm toplumun bilinçlenmesi ile
olabilir.
Büyük
şehirlere akın eden insanımızı, kendi toprağında mutlu
edemedik. Tarım azaldı, çiftçi nüfus neredeyse bitme noktasına
geldi, kente göç edecek insanımız kalmadı desek yeridir.
İnsanlarımızın doğduğu topraklara geri dönmesini cazip hale
getirecek politikalara ihtiyacımız var. Kentin; eğitim, sağlık,
ekonomik imkânlarını ülkenin tamamına yaymak sureti ile kırsal
bölgede yaşayan insanlarımız için kentin cazibesini
azaltabileceğimiz gibi, kentten köye tersine göçü de destekleyen
unsur olacaktır.
Mimarinin
dikey gelişiminden yatay yayılımına geçmeliyiz. Bu, kararlı
merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin uygulamaları ile rantı
önceleyen tutumlardan vazgeçerek, insanı önceleyen şehir
donatıları ile insanlara nefes alacak alanlar açılmalı.
Okullarda
iletişim, empati kurma, diğergamlık, eşitlik, adalet gibi
kavramları geliştiren dersler müfredatlara konulmalı, sorunla
karşılaşan bireylerin düşünme, çözüm üretme, hakkı olanı
talep etmek kadar, hakkı sahibine teslim etme bilinci verilmeli.
Güvensizlik,
şüphe, korku kaynaklı şiddet sarmalından kurtulmak için,
insanların birbirine potansiyel tehlike algısını ortadan
kaldıracak olan, dinimizin emri selam yayılmalı, insanların
birbirine güven duygusu verecek bir güler yüz, bir selam, herkesçe
yaygın olarak uygulanan kültürel bir alışkanlık haline
getirilmeli.
Potansiyel
saldırganlık algısının yıkılması, öncelikle güvensizlik ve
korku kaynaklı nefret ve öfke durumunu önleyici bir unsur
olacaktır. Bireylerin psikolojik, bedeni, ahlaki, sağlığı
toplumu; toplumun sağlığı ülkeyi sağlıklı kılar. Her geçen
gün güvensizlik, korku, nefret duygusu içinde yaşamaktan bir an
önce çıkmak için acil tedbirler almalı, ben demekten tekrar biz
demeye başlamalı, yoksa etrafımızı saran ateş çemberini yarıp
çıkmamız gereken olası bir gün geldiğinde, bize lâzım olacak
olan birlik ve beraberliği bulamayabiliriz.
Sosyolog
Recai uzun
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder