Toplum
ya da cemiyet bir arada yaşayan canlılar topluluğudur.
Covid-19'un
ortaya çıkması, yayılması, bulaşma hızı, ölüm ile
sonuçlanan vakalar nasıl ki amansız salgın
bir hastalıksa toplumsal ahlaki bozulma da amansız salgın bir
hastalıktır. Birbirlerine süreçler bakımdan bezerliği de
farksız değildir.
Hastalığın
bir yerden başlayıp yayılması, insanlığın birbiriyle
temasızlığın mümkün olmadığını, sınırlar içine kapanılsa
dahi bulaşmayı durdurmanın çok zor bir iş olduğu ve
engellenemediği görüldü.
Sınırları
içine çekilen devletlerin
içlerinde bunu durdurmak konusunda da çok zorlandıkları,
birbirini izleyen kurallar, yasaklar, tedbirlere rağmen bunun önüne
geçmekte zorlandıkları ortaya çıktı.
Hastalıktan
korunmak ve yayılmasını önlemek amacı ile uyarılardan bir kaçı
şunlardı:
Ellerin
sık sık su ve sabunla yıkanması, hastalık belirtisi olanlar ile
araya mesafe konulması, hapşırma öksürme esnasında mendil
kullanılması, tokalaşma sarılma gibi yakın temastan kaçınma,
yurtdışından gelenlerin on dört gün kendini izole etmesi gibi
öncelik sıralamalarından oluşan on dört kural riske karşı
korunma listesi yayınlandı ve uyulması istendi.
Salgın
konusunda ilk tedbir risk guruplarına karşı alındı. Yaşlı ve
kronik rahatsızlığı olan vatandaşların, hastalığa yakalanması
durumunda tedavisinin güçlüğü ve ölüm oranın yüksekliğinden,
gençlerin ise aşırı hareketliliği ile salgını
yayıp evlere taşıması ihtimallinden sebeple
sokağa çıkmama konusunda sıkı uyarılarla bir dizi tedbir
alındı.
Buradan
yola çıkarsak ki iki aylık sürede gündemiz sabah akşam bunlardı
ve o kadar çok izledik dinledik ki muhtemelen bunları ezberledik.
Ahlaki bozulma konusunda yapacağım benzetmeler de bu minvalden yola
çıkarak olacaktır.
Covid-19'un
bu etkileri, iki aylık süreçte her yönüyle hızlandırılmış
toplum dersi gibi yaşandı. Toplumsal hastalıkların bütün
toplumu etkilediği, bunu bireysel bazda düşünüp bana ne
diyemeyeceğimiz bir durum olduğu, covid dersleri ile öğrenmiş
olmamız lazım. Toplumsal bozulma covid gibi bulaşıcılık
gösterir ve hızla yayılır. Ahlaki bozulma salgınını engellemek
konusunda da toplum bir bütünse ki öyle! “kimse bana karışamaz”
“istediğimi yaparım” deme hakkına sahip olmadığı, herkesin
içinde yaşadığı topluma karşı sorumlu olduğu ve sorumlu
davranmak zorunda olduğu net olarak görülmüştür.
Toplumsal
hayatta da belli kurallar, yasaklar ve tedbirler vardır. Bunlar
dini, ahlaki, kanuni veya toplumsal norm ile örf ve adetlerin
genelinden oluşan kurallar silsilesi olup, dünya insanlığınca
ortak olanlarla birlikte içinde bulunduğu topluma mahsus toplumsal
değerleri ihtiva eden, genel kabul ile de birey ve toplumun
korunmasında ve düzenin sağlanmasında var olan ortak kurallardır.
Toplum,
insanın oluşturduğu bir yapı olmasından dolayı insan gibi canlı
bir varlıktır. Bireyler canlı kaldıkça o da canlı kalır yaşar.
Dolayısıyla temassızlık mümkün değildir. Buradaki temas;
duygu, düşünce, söz, göz, hâl ve harekettir. Toplumun oluşturan
bireylerin bu etkileşimi ile saydığımız temas unsurları,
toplumsal davranış ve yaşayışta birbirine benzerliği oluşturur.
İstenilir
davranışların edinilmesinde, toplumsal iyinin içine kötü bir
unsurun sirayetinin bozucu etkisi, kötüyü düzeltme adına iyinin
etkisinden çok fazladır.
Yani
yapmak zor, bozmak kolaydır. Bu nazar itibariyle bozucu unsurların
sirayet ve yayılımını engellemek için tedbirler dizisi
oluşturmak ve bu tedbirleri her daim uygulamak, nesli korumak adına
olmazsa olmazdır. Günümüzde biyolojik laboratuar virüslerinin
nasıl ki bulaşma ve tedavisizliği gibi durumları varsa, toplumu
yozlaştırıcı olarak sosyolojik savaş laboratuarlarında üretilen
birçok yönteminde virüs gibi ahlakı bozucu etkileri vardır. Bu
virüsleri, dışarıdan ithal edinen popüler kültür öğelerinin
moda diye alınması ile birlikte Covid’in tersine isteyerek
kendimize bulaştırdığımız, devamında da gönüllü vakalar ile
birbirimize yayarak epidemi haline getirmekteyiz. Bunu için de başta
tüketim çılgınlığını besleyen unsurlar, görsel medya,
internet ile sosyal medyanın tüm unsurları birer virüs üretim ve
yayma merkezi olarak işlev görmektedir.
Bu
tespitler özelinde toplumsal ifsad unsurlardan temassızlık
sağlanıp günümüz şartlarında özellikle internet ve sanal âlem
konusunda takip ile izolasyonun iyi yapılmasına dikkat etmeli, bu
konuda en büyük risk grubumuz olan çocuk ve gençlerimizi iyi
korumalı, onlara karşı gerek devlet gerek aile bazında koruma
tedbirlerinin sıkı uygulanması gerekmektedir.
Aslında
‘’risk herkes için mevcuttur’’ gerçeği esastır. Ahlaki
yozlaşma, küçük yaş gurubuna temel din ve ahlaki eğitiminin
verilmesindeki eksiklik kadar, hayatın akışı içinde küçük
gördüğümüz “bu seferlik böyle olsun” dediğimiz vakalar ile
başlayıp, daha sonra ise önceden büyük gördüklerimizi zamanla
küçük görerek hayatımızda yer eden alışkanlıkların karakter
aşınmaları olarak devam eden bir süreçtir. Bu da bir nevi
mutasyon geçiren virüs gibi, kısır döngü içinde kendini
büyüten kartopunun oluşturduğu çığın, bir kütle halinde
sorunlar yumağı ve toplumsal ahlaki sorun çözümsüzlükleri
olarak hayatın ve toplumun her ortamında yerini alması ile
karşımıza çıkıyor.
Bireysel
ahlaki bozulmanın, covid gibi topluma sirayeti ile toplumu hızla
sarıp bulaşıcılık etkisine alması da "toplumsal hastalık"
tır. Tedavi edilmez ise Toplumun geleceğini sürekliği açısından
önü alınmaz hasarlara sebebiyet vermesi kaçınılmazdır.
"İnandığı gibi yaşamayan, yaşadığı gibi inanmaya
başlar." Bu durum aslında ahlaki bozulmanın mutasyona uğrayan
virüs
versiyonudur. Mutasyona uğrayan virüs ile yaşamaya alışan
insanın, mutasyona uğrayan ahlak "yeni normalleri" kabulü
ile değişimin farkına varılmadan yaşamaya devam eder. Bu kabul,
toplumun ahlaki değerlerini
yok eden hastalık halini almakta fakat bunu hastalık olarak kabul
etmeme hastalığı ile birlikte tedavi edilememezlik meydana
gelmektedir.
Tedavi
edil(e)meyen hastalıklar nasıl ki insanın hayatını
sonlandırıyorsa, toplumsal hastalık da
tedbir alınıp tedavi edilmezse toplumun ölümüne sebep olur.
Bireyleri kimliksizleşen toplumlar da zamanla kimliksizleşir, bu da
toplumun ölümü demektir.
Kimliksizleşen
toplum, uğradığı ahlaki yozlaşmanın etkisiyle değerlerine
yabancılaşan, başka kültürlerin egemenliğine girip kendine has
toplumsal genetik özelliklerini yitiren toplumdur. Mutasyon vari
oluşan bu değişim dönüşüme kanser hastalığının oluşumu,
durumun ciddiyetini
görmek adına dikkat çekici bir örnektir.
“Kanser
hücresel seviyede genetik bir hastalıktır. Hücrelerin
çoğalmasını, birbirleriyle olan ilişkilerini kontrol eden
genlerde mutasyon
birikmesi sonucunda
kanserleşme meydana gelir. Peki DNA hasarı (mutasyon) olarak
tanımladığımız şey nedir?
Hücrelerimizin
içerisinde temel yönetim molekülü DNA
bulunur.
DNA içerdiği genler aracılığıyla vücuttaki yaşamsal olayların
gerçekleşmesini sağlar. DNA çift sarmallı bir yapıdır,
karşılıklı olarak dizilen nükleotidlerin merdiven şeklini
oluşturmasıyla meydana gelir. Günlük yaşantımızda
karşılaştığımız birçok etken (sigara, bazı kimyasallar,
infeksiyon ajanları ve ultraviyole ışınları gibi) DNA’nın
yapısını bozabilir ve karşılıklı dizilen nükleotidler
kırılır. DNA’da meydana gelen bu olaya DNA hasarı ya da
mutasyon
adı
verilir.”
İnternet
alıntısından da anlaşılacağı üzere insan bedeninin uyumu ve
birlikteliğini toplum gibi düşündüğümüzde birçok zararlı
unsurun toplumu bozması ile oluşturacağı ahlaki kırılma,
telafisi mümkün olmayan durumlara yol açabilmektedir.
Tüm
bunları önlemek için;
Batı'nın
liberal bencillik dolu hayat felsefesi, insanları ne pahasına
olursa olsun ezip acımadan en zirveye
çıkma öğretisi ve maddi olan her şeyi fetişleştirme
üzerinedir. Anadolu kültürünün genetik hayat felsefesi, halk
oyunları gibi kol kola, omuz omuza hep beraber yükselmeye, düşen
olursa da tutmak ve bırakmamak üzerinedir. Günümüz hayat
felsefesini batı tarzından ve batı tarzına düşmekten kurtarmak,
genetik aslımıza çevirmek ve istikamet üzere yürütmek
olmalıdır. Onun için de Covid-19'un yayılma hızı
örneği gibi ahlaki bozulma hızı tehlikesi konusundan ders
çıkartmalı ,tıpkı covid-19
da devlet, millet, birey olarak nasıl tedbirler için teyakkuza
geçtiysek toplumsal yozlaşma, ahlaki bozulma, değerlerden sapmaya
karşı da teyakkuza geçmeli, geri dönmek için çok geç olmadan
tedbir ve tedaviye başlamalıyız.
Sosyolog
Recai
Uzun