8 Mayıs 2020 Cuma

PANDEMİK VE EPİDEMİK AHLAKİ BOZULMA

PANDEMİK VE EPİDEMİK AHLAKİ BOZULMA


Toplum ya da cemiyet bir arada yaşayan canlılar topluluğudur.
Covid-19'un ortaya çıkması, yayılması, bulaşma hızı, ölüm ile sonuçlanan vakalar nasıl ki amansız salgın bir hastalıksa toplumsal ahlaki bozulma da amansız salgın bir hastalıktır. Birbirlerine süreçler bakımdan bezerliği de farksız değildir.
Hastalığın bir yerden başlayıp yayılması, insanlığın birbiriyle temasızlığın mümkün olmadığını, sınırlar içine kapanılsa dahi bulaşmayı durdurmanın çok zor bir iş olduğu ve engellenemediği görüldü.
Sınırları içine çekilen devletlerin içlerinde bunu durdurmak konusunda da çok zorlandıkları, birbirini izleyen kurallar, yasaklar, tedbirlere rağmen bunun önüne geçmekte zorlandıkları ortaya çıktı.
Hastalıktan korunmak ve yayılmasını önlemek amacı ile uyarılardan bir kaçı şunlardı:
Ellerin sık sık su ve sabunla yıkanması, hastalık belirtisi olanlar ile araya mesafe konulması, hapşırma öksürme esnasında mendil kullanılması, tokalaşma sarılma gibi yakın temastan kaçınma, yurtdışından gelenlerin on dört gün kendini izole etmesi gibi öncelik sıralamalarından oluşan on dört kural riske karşı korunma listesi yayınlandı ve uyulması istendi.
Salgın konusunda ilk tedbir risk guruplarına karşı alındı. Yaşlı ve kronik rahatsızlığı olan vatandaşların, hastalığa yakalanması durumunda tedavisinin güçlüğü ve ölüm oranın yüksekliğinden, gençlerin ise aşırı hareketliliği ile salgını yayıp evlere taşıması ihtimallinden sebeple sokağa çıkmama konusunda sıkı uyarılarla bir dizi tedbir alındı.
Buradan yola çıkarsak ki iki aylık sürede gündemiz sabah akşam bunlardı ve o kadar çok izledik dinledik ki muhtemelen bunları ezberledik. Ahlaki bozulma konusunda yapacağım benzetmeler de bu minvalden yola çıkarak olacaktır.

Covid-19'un bu etkileri, iki aylık süreçte her yönüyle hızlandırılmış toplum dersi gibi yaşandı. Toplumsal hastalıkların bütün toplumu etkilediği, bunu bireysel bazda düşünüp bana ne diyemeyeceğimiz bir durum olduğu, covid dersleri ile öğrenmiş olmamız lazım. Toplumsal bozulma covid gibi bulaşıcılık gösterir ve hızla yayılır. Ahlaki bozulma salgınını engellemek konusunda da toplum bir bütünse ki öyle! “kimse bana karışamaz” “istediğimi yaparım” deme hakkına sahip olmadığı, herkesin içinde yaşadığı topluma karşı sorumlu olduğu ve sorumlu davranmak zorunda olduğu net olarak görülmüştür.
Toplumsal hayatta da belli kurallar, yasaklar ve tedbirler vardır. Bunlar dini, ahlaki, kanuni veya toplumsal norm ile örf ve adetlerin genelinden oluşan kurallar silsilesi olup, dünya insanlığınca ortak olanlarla birlikte içinde bulunduğu topluma mahsus toplumsal değerleri ihtiva eden, genel kabul ile de birey ve toplumun korunmasında ve düzenin sağlanmasında var olan ortak kurallardır.
Toplum, insanın oluşturduğu bir yapı olmasından dolayı insan gibi canlı bir varlıktır. Bireyler canlı kaldıkça o da canlı kalır yaşar. Dolayısıyla temassızlık mümkün değildir. Buradaki temas; duygu, düşünce, söz, göz, hâl ve harekettir. Toplumun oluşturan bireylerin bu etkileşimi ile saydığımız temas unsurları, toplumsal davranış ve yaşayışta birbirine benzerliği oluşturur.
İstenilir davranışların edinilmesinde, toplumsal iyinin içine kötü bir unsurun sirayetinin bozucu etkisi, kötüyü düzeltme adına iyinin etkisinden çok fazladır.
Yani yapmak zor, bozmak kolaydır. Bu nazar itibariyle bozucu unsurların sirayet ve yayılımını engellemek için tedbirler dizisi oluşturmak ve bu tedbirleri her daim uygulamak, nesli korumak adına olmazsa olmazdır. Günümüzde biyolojik laboratuar virüslerinin nasıl ki bulaşma ve tedavisizliği gibi durumları varsa, toplumu yozlaştırıcı olarak sosyolojik savaş laboratuarlarında üretilen birçok yönteminde virüs gibi ahlakı bozucu etkileri vardır. Bu virüsleri, dışarıdan ithal edinen popüler kültür öğelerinin moda diye alınması ile birlikte Covid’in tersine isteyerek kendimize bulaştırdığımız, devamında da gönüllü vakalar ile birbirimize yayarak epidemi haline getirmekteyiz. Bunu için de başta tüketim çılgınlığını besleyen unsurlar, görsel medya, internet ile sosyal medyanın tüm unsurları birer virüs üretim ve yayma merkezi olarak işlev görmektedir.
Bu tespitler özelinde toplumsal ifsad unsurlardan temassızlık sağlanıp günümüz şartlarında özellikle internet ve sanal âlem konusunda takip ile izolasyonun iyi yapılmasına dikkat etmeli, bu konuda en büyük risk grubumuz olan çocuk ve gençlerimizi iyi korumalı, onlara karşı gerek devlet gerek aile bazında koruma tedbirlerinin sıkı uygulanması gerekmektedir.
Aslında ‘’risk herkes için mevcuttur’’ gerçeği esastır. Ahlaki yozlaşma, küçük yaş gurubuna temel din ve ahlaki eğitiminin verilmesindeki eksiklik kadar, hayatın akışı içinde küçük gördüğümüz “bu seferlik böyle olsun” dediğimiz vakalar ile başlayıp, daha sonra ise önceden büyük gördüklerimizi zamanla küçük görerek hayatımızda yer eden alışkanlıkların karakter aşınmaları olarak devam eden bir süreçtir. Bu da bir nevi mutasyon geçiren virüs gibi, kısır döngü içinde kendini büyüten kartopunun oluşturduğu çığın, bir kütle halinde sorunlar yumağı ve toplumsal ahlaki sorun çözümsüzlükleri olarak hayatın ve toplumun her ortamında yerini alması ile karşımıza çıkıyor.
Bireysel ahlaki bozulmanın, covid gibi topluma sirayeti ile toplumu hızla sarıp bulaşıcılık etkisine alması da "toplumsal hastalık" tır. Tedavi edilmez ise Toplumun geleceğini sürekliği açısından önü alınmaz hasarlara sebebiyet vermesi kaçınılmazdır. "İnandığı gibi yaşamayan, yaşadığı gibi inanmaya başlar." Bu durum aslında ahlaki bozulmanın mutasyona uğrayan virüs versiyonudur. Mutasyona uğrayan virüs ile yaşamaya alışan insanın, mutasyona uğrayan ahlak "yeni normalleri" kabulü ile değişimin farkına varılmadan yaşamaya devam eder. Bu kabul, toplumun ahlaki değerlerini yok eden hastalık halini almakta fakat bunu hastalık olarak kabul etmeme hastalığı ile birlikte tedavi edilememezlik meydana gelmektedir.
Tedavi edil(e)meyen hastalıklar nasıl ki insanın hayatını sonlandırıyorsa, toplumsal hastalık da tedbir alınıp tedavi edilmezse toplumun ölümüne sebep olur. Bireyleri kimliksizleşen toplumlar da zamanla kimliksizleşir, bu da toplumun ölümü demektir.
Kimliksizleşen toplum, uğradığı ahlaki yozlaşmanın etkisiyle değerlerine yabancılaşan, başka kültürlerin egemenliğine girip kendine has toplumsal genetik özelliklerini yitiren toplumdur. Mutasyon vari oluşan bu değişim dönüşüme kanser hastalığının oluşumu, durumun ciddiyetini görmek adına dikkat çekici bir örnektir.
Kanser hücresel seviyede genetik bir hastalıktır. Hücrelerin çoğalmasını, birbirleriyle olan ilişkilerini kontrol eden genlerde mutasyon birikmesi sonucunda kanserleşme meydana gelir. Peki DNA hasarı (mutasyon) olarak tanımladığımız şey nedir?
Hücrelerimizin içerisinde temel yönetim molekülü DNA bulunur. DNA içerdiği genler aracılığıyla vücuttaki yaşamsal olayların gerçekleşmesini sağlar. DNA çift sarmallı bir yapıdır, karşılıklı olarak dizilen nükleotidlerin merdiven şeklini oluşturmasıyla meydana gelir. Günlük yaşantımızda karşılaştığımız birçok etken (sigara, bazı kimyasallar, infeksiyon ajanları ve ultraviyole ışınları gibi) DNA’nın yapısını bozabilir ve karşılıklı dizilen nükleotidler kırılır. DNA’da meydana gelen bu olaya DNA hasarı ya da mutasyon adı verilir.”
İnternet alıntısından da anlaşılacağı üzere insan bedeninin uyumu ve birlikteliğini toplum gibi düşündüğümüzde birçok zararlı unsurun toplumu bozması ile oluşturacağı ahlaki kırılma, telafisi mümkün olmayan durumlara yol açabilmektedir.
Tüm bunları önlemek için;
Batı'nın liberal bencillik dolu hayat felsefesi, insanları ne pahasına olursa olsun ezip acımadan en zirveye çıkma öğretisi ve maddi olan her şeyi fetişleştirme üzerinedir. Anadolu kültürünün genetik hayat felsefesi, halk oyunları gibi kol kola, omuz omuza hep beraber yükselmeye, düşen olursa da tutmak ve bırakmamak üzerinedir. Günümüz hayat felsefesini batı tarzından ve batı tarzına düşmekten kurtarmak, genetik aslımıza çevirmek ve istikamet üzere yürütmek olmalıdır. Onun için de Covid-19'un yayılma hızı örneği gibi ahlaki bozulma hızı tehlikesi konusundan ders çıkartmalı ,tıpkı covid-19 da devlet, millet, birey olarak nasıl tedbirler için teyakkuza geçtiysek toplumsal yozlaşma, ahlaki bozulma, değerlerden sapmaya karşı da teyakkuza geçmeli, geri dönmek için çok geç olmadan tedbir ve tedaviye başlamalıyız.





Sosyolog
Recai Uzun