EVLİLİKTE SABIR, KANAAT
ŞÜKÜR DEVRİNDEN HIZ VE HAZ DEVRİNE GEÇİŞ VE BOŞANMALAR
60-70
yaşında olan kişilerden duymuşuzdur. “Evlendiğimizde; bir kat
yatak, bir tahta valiz, iki kap kacak ile yuva kurduk o günlerden bu
günlere dişimizle tırnağımızla geldik” diye
40-50
yıldır bir yastığa baş koyan, yokluktan gelen insanımız, bugün
onların çocukları, torunlarına evi ve eşyaları dizili yuva
kurup evlendiriliyor fakat şiddetli geçimsizlik ve ilgisizlik
bahanesi ile yuvalarını bozuyorlar.
Eski
evlilikleri, yoksulluğa rağmen uzun ömürlü eden; sabır, kanaat,
şükür, toplumsal değerlere bağlılık idi. Bu günün hız ve
haz neslinde, hedonist duygu ağır basmakta, gösteriş, şatafat
ile değerlerin önemini yitirmesi evlilikleri çabuk bitirmektedir.
TÜİK
verilerine göre: Türkiye'de evlenen ve boşanan insanlar
rakamlarına baktığımızda, büyük bir sorunla karşı
karşıyayız.
“2018
yılında evlenen çift sayısı 553 bin 202, boşanan çift sayısı
ise 142 bin 448 kişi, evlenen
çiftlerin sayısı 2018 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,9
azalırken,
boşanan
çiftlerin sayısı yüzde 10,9 artış gösterdi.”
Gençler
evlenmek istemiyor, yuva kurmaktan imtina ediyor. Evlenen gençler,
çocuk yapmayı öteliyor. Bireyselleşme, toplum ve topluluk olma
isteğinin önüne geçiyor. Belki başka bir yazıda daha geniş ele
alınacak bir konu olan evlenmekten imtina etmenin, hayatı daha
geniş yaşama, bir kişiye bağlı kalmama, sorumluluk almama, buna
bağlı korku ve endişe duyma, rahatını bozmama gerekçeleri yanı
sıra “ekonomik özgürlük” gerek evlenmenin geciktirilmesinde,
gerekse de boşanmanın çabuklaşmasında etken rol oynamaktadır.
Boşanmanın
en çok olduğu evlilik yılı grubunda %34,6 ile 1-5 yıl arası
evlilik evresi boşanmada en yüksek rakamı taşımaktayken, 6 ile
10 yıl arası evliliklerde bu oran %20,4’tür. Kabaca diyebiliriz
ki boşanma vakalarının %50’den fazlası ilk 10 yılık süreç
içinde gerçekleşmektedir.
2016 yılı TUİK
rakamlarında, boşanma nedenleri sıralamasında; şiddet, kumar,
içki, aldatma, ailelerin evli çiftte müdahil olması gibi sebepler
sıralanırken, en büyük oran
%50,9 ile
ilgisiz,
sorumsuz eşler kaynaklı boşanma başlığında görülmektedir.
Bu yüksek oranlı ilgisiz sorumsuz ifadesi, görece bir kavram ki
neye göre kime göresi sorgulanır bir durumdur.
Gençler,
eş seçiminde değerleri (ahlaki, insani, dini, örf ve adetler)
öncelemeyip, tercihlerini fiziki görünüş, maddi durum, iş(makam)
gibi unsurlar üzerinde yapmaktalar. Bunu yaparken de eşler, hobi
tutkusu altında gezmeyi, seyahat etmeyi seven eş, aranan
özelliklerde üst sıralarda yer almaktadır. Eşler, çocuk yapıp
aile kurma planı değil, turistik gezi ile hafta sonu etkinlikleri
faal olan eş adayı aramaktalar.
Dedik
ya haz ve hız çağı diye, bundan sebep eşler birbirlerinden
beklentileri çabuk bitmekte, daha haz daha hız ki görece bir
kavramdır, sonu ve tatmin noktası yoktur. Bunun neticesinde de bu
evlilikten sıkıldım deme noktasına gelmekteler, boşanmanın
adını ilgisizlik, duyarsızlık koyup işin içinden çıkmaktalar.
Evlenecek
gençlere yuvanın, ailenin, çocuğun önemi ve değeri
hissettirilmeli; bu değerler çerçevesinde gençlerin de dini,
insani, ahlaki değerleri önceleyen eş tercihleri öncelik
olmalıdır. Beklentiler ile gerçekler baştan belirlenmeli, sorunun
her evlilikte olabileceği, önemli olan değerleri korumak ve
yaşatmak adına, sabır ve sevgi ile evliliği sürdürmenin, bir
ömür boyu evliliğin, geçici hazlardan daha büyük bir haz ve
başarı olduğu anlatılmalıdır.
Hiç
zahmet etmeden veya çok az zahmet ile yuvası kurulan gençler,
maalesef zorluğunu yaşamadıkları yuvalarının kıymetini
bilmiyor. Evladına iyilik yaparken kötülük yapan ebeveynler
olduk. Bir evlat, içinde zahmeti bulunmayan bir mirası nasıl ki
har vurup harman savurup yok ediyorsa, zahmetsiz kurduğu yuvayı hiç
düşünmeden, sabretmeden, kurtarmaya çaba harcamadan yok ediyor.
Dikkat ettiyseniz erkek ya da kadın tarafı olarak konu etmedim. Bu,
her iki taraf içinde geçerli bir durumdur.
Aile
sisteminin, toplumun temeli olduğunu unutmamalıyız. Temeli sağlam
olmayan bina nasıl çökerse, aile yapısı sağlam olmayan bir
toplum da, sorunlar üretip çökmeye mahkumdur. Sorunları en baştan
çözmeliyiz, milli, manevi değerlerimiz bizim tutunup ayağa
kalkabileceğimiz en sağlam dalımızdır. Bu bilinç ile
geleceğimizin teminatı güçlü bireyler için, güçlü aile
yapılarının temelini atmalıyız.
Sosyolog
Recai Uzun
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder