17 Mart 2020 Salı

LİBERALİZMİN TEMELİNDE BİREYCİLİK VE TOPLUMSAL YIKIM-1


LİBERALİZMİN TEMELİNDE BİREYCİLİK VE TOPLUMSAL YIKIM-1

Corana Virüse Türkiye'de rastlandı haberi ile birlikte, temel ihtiyaç ve sağlık malzemelerine hücum paniği yaşandı. Burada panik yapıp şuursuzca market raflarını boşaltanlar kadar, bu durumdan fırsat ile fahiş fiyat uygulayanların durumu, toplumca sorunlu, inanç ve değerlerin zafiyeti ile ahlak sorunu içinde olduğumuzdur.
Biz bu hale nasıl geldik ve bu hal üzere gidişatımızın temellerinde  ne varın cevabı, bizim kültürümüzde olmayan, tamamen Batıda var olan kültür kaynaklı sosyal hayat tarzında ifade bulan, liberalizm ve sekülerizm kavramlarında olduğunu düşünüyorum.
Basitçe ve kısaca Liberalizm, zenginliği yaratan şeyin bireysel çıkarların itici gücü olduğunu savunan ve bu nedenle bireye ve bireysel özgürlüğe büyük önem veren siyasal ideolojidir. 

Liberal siyasal ideolojinin temel talepleri kısaca şunlardır:
  1. Devletin ekonomideki rolünün sınırlandırılması,
  2. Serbest girişim,
  3. Bireyin temel değer olarak kabul edilmesi,
4  İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü
  Liberal görüşü savunanlar, devletin ekonomik ve toplumsal hayattaki rolünün sınırlandırılmasını isterler. Özellikle bireysel girişimciliğe ve mülkiyet haklarının korunmasına önem verirler.
17. yy da J.locke'un bireysel özgürlükler, mülkiyet hakkı üzerine başlayan liberal anlayış, sanayi devrimi sonrası sömürü sisteminin bir aracı olarak,  Fransızca bir ifade olan ve Türkçe’ye “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” şeklinde çevrilen “Laissez Faire Laissez Passer” ifadesiyle vurgulanmıştır.
Bırakınız yapsınlar, devletin piyasaya hiçbir şekilde müdahale etmemesini ifade eder.
Liberalizmin önemli temsilcisi Adam Smith tarafından ortaya atılan görünmez el prensibi, piyasanın kendi iç işleyişine bırakıldığı ve bu işleyişe dışarıdan herhangi bir müdahale olmadığı takdirde, piyasanın toplum açısından en olumlu sonuçları doğuracağı inancına dayanır.
Yukarıda saydığımız dört madde için aslında diyebileceğimiz 2.3. ve 4. maddelerin cazibesi ile insanları bu düşünce etrafında toplarken, asıl hedef olan 1. maddeyi işler hale getirip, sınırsız kapitalizm ve sınırsız sömürü için kullanmak… Devletin rolünü sınırlama bugün tek yönlü değildir. Devlet bize karışmasın diyen kapitalist banka ve şirketler, batık duruma geldiklerinde devlete şantaj yapıp “beni kurtarmazsan tüm ekonomi batar” diyerek, halkın parası ile kendilerini kurtarmalarını isterken, kendi faaliyetlerinde toplumu sömürdükleri zaman ise devletin karışmamasını talep ederler.
Liberalizmin dönemlerine kısaca baktığımızda, 1929 ekonomik kaosu ile devletçi modele yanaşsa da, 1970-80 dönemi sonrası neoliberal anlayış ile ilkinden daha acımasız bir sisteme dönüştü. Buraya kadar olan kabaca kısım, ekonomik boyutuydu ki bu arada yaşanan iki tane dünya savaşı kriz vs. Birçok olayın temel siyasal argümanıdır. Betül Sarı'nın Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi 2019 Nisan sayısında yer alan "Modernizmden postmodernizime Tüketimin Evrimi Ve Ekonomi Politiği Anlamak" konu makalesinde ki şu tespit tam olarak ifade etmektedir. " Modern dönemdeki tüketim olgusunu iki döneme ayırmak mümkündür. Bunlar; model kapitalizmin doğuşu ile başlayan ve sanayi devrimini kapsayan ve 1929'daki Büyük Buhran'a kadar etkisini sürdüren liberal kapitalizm dönemi ve keynezyen iktisadi politikalarla ve sosyal devlet kavramı ile özdeşleşen kapitalizmin altın yılları olarak da ifade edilen ikinci Dünya Savaşı'ndan 1970'lerin ortalarına kadar süren sosyal kapitalizm dönemidir. Postmodern dönemde ki tüketim olgusu ise, 1970'lerden günümüze kadar sermaye sınıfının karşı saldırısı olarak nitelendirilen Neo liberal kapitalizm periyodunu kapsar"
Günümüz insanı, aşırı bireycilik ve kendinden başka kimseyi düşünmeden dünyanın kendi etrafında döndüğü (egosantrizm) düşüncesi ve hedonizm hakimiyeti altında; sekülerizm ile de bu dünyadan başka bir hedef ve amacı kalmamış vaziyette davranmakta ve narsist bir şekilde yaşamaktadır.
Sekülerizm, gününü gün etme, sonrasına bakmama gibi bir durum doğurmakta, maddiyat eksenli düşünce, yaşam, siyaset, dünya gündemi oluşturulmakta, adına da kısaca ekonomi denilen bu olgunun üzerine de bütün yaşam ve değer(sizlik)ler bina edilmektedir.
Başta da saydığımız dört maddenin sözde anlamını bulduğu, özgürlük ve serbest piyasa adı altında tüketimi ön plana çıkarıp, tükettikçe tükenen insan özgür olduğu algısı ile yaşamaktadır. Bugün insanın özgürlüğünün göstergesi olarak ekonomik durumu ön plana çıkmakta, kısaca paran varsa her şeyi yaparsın öğretisi ile insanlar para temelli, ekonomi öncelikli hayat yaşamakta, ülkelerinde ve dünyadaki bütün olaylar para-ekonomi temelli cevap bulmaktadır. Sistemler buna göre oluşturulmakta ve yönetilmektedir.
Rekabetçi ve adeta birbirini yaşatma yerine yok etmeye dönen insanlık davranışları, İngiliz filozofu Thomas Hobbes (1588-1679), “İnsan insanın kurdudur. (Homo homini lupus)” sözünü yerine getirmek istercesine, insanın insanı kemirip parçaladığı vahşi bir kapitalizm ve yok etme halini almış, insanların mutluluklarının barometresi ekonomik düzey olmuş, ekonomi, halklarını idare etme isteğindeki siyasetçilerin de her şeyin üstünde önceliği haline gelmiştir.
Toplumun tabanından tavanına kadar oluşan bireyselleşme ve dünyevileşme, kendini var eden ve ayakta kalabilmesi için olmazsa olmaz bir ve beraber olma duygusunu bitirmekte, dışarıdan gelecek en küçük tehlike dahi toplumun dağılıp yok olması ile devletin yıkılmasına zemin hazırlamaktadır.

Devletin ve Ülkenin varlığına tehdit boyutunu değerlendirmek ve detaylandırmak üzere sonraki yazıda devam edelim.




Sosyolog
Recai Uzun

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder