LİBERALİZMİN
TEMELİNDE BİREYCİLİK VE TOPLUMSAL YIKIM-1
Corana
Virüse Türkiye'de rastlandı haberi ile birlikte, temel ihtiyaç ve
sağlık malzemelerine hücum paniği yaşandı. Burada panik yapıp
şuursuzca market raflarını boşaltanlar kadar, bu durumdan fırsat
ile fahiş fiyat uygulayanların durumu, toplumca sorunlu, inanç ve
değerlerin zafiyeti ile ahlak sorunu içinde olduğumuzdur.
Biz
bu hale nasıl geldik ve bu hal üzere gidişatımızın
temellerinde ne varın cevabı, bizim kültürümüzde olmayan,
tamamen Batıda var olan kültür kaynaklı sosyal hayat tarzında
ifade bulan, liberalizm ve sekülerizm kavramlarında olduğunu
düşünüyorum.
Basitçe
ve kısaca Liberalizm, zenginliği yaratan şeyin bireysel çıkarların
itici gücü olduğunu savunan ve bu nedenle bireye ve bireysel
özgürlüğe büyük önem veren siyasal ideolojidir.
Liberal
siyasal ideolojinin temel talepleri kısaca şunlardır:
- Devletin ekonomideki rolünün sınırlandırılması,
- Serbest girişim,
- Bireyin temel değer olarak kabul edilmesi,
4
İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü
Liberal
görüşü savunanlar, devletin ekonomik ve toplumsal hayattaki
rolünün sınırlandırılmasını isterler. Özellikle bireysel
girişimciliğe ve mülkiyet haklarının korunmasına önem
verirler.
17.
yy da J.locke'un bireysel özgürlükler, mülkiyet hakkı
üzerine başlayan liberal anlayış, sanayi devrimi sonrası sömürü
sisteminin bir aracı olarak, Fransızca
bir ifade olan ve Türkçe’ye “Bırakınız yapsınlar, bırakınız
geçsinler” şeklinde çevrilen “Laissez
Faire Laissez Passer” ifadesiyle
vurgulanmıştır.
Bırakınız
yapsınlar, devletin
piyasaya hiçbir şekilde müdahale etmemesini ifade eder.
Liberalizmin
önemli temsilcisi Adam
Smith tarafından
ortaya atılan görünmez
el prensibi, piyasanın kendi iç işleyişine bırakıldığı ve bu
işleyişe dışarıdan
herhangi bir müdahale olmadığı takdirde, piyasanın toplum
açısından en olumlu sonuçları doğuracağı inancına dayanır.
Yukarıda
saydığımız dört madde için aslında diyebileceğimiz 2.3. ve 4.
maddelerin cazibesi ile insanları bu düşünce etrafında
toplarken, asıl hedef olan 1. maddeyi işler hale getirip, sınırsız
kapitalizm ve sınırsız sömürü için kullanmak… Devletin
rolünü sınırlama bugün tek yönlü değildir. Devlet bize
karışmasın diyen kapitalist banka ve şirketler, batık duruma
geldiklerinde devlete şantaj yapıp “beni kurtarmazsan tüm
ekonomi batar” diyerek, halkın parası ile kendilerini
kurtarmalarını isterken, kendi faaliyetlerinde toplumu sömürdükleri
zaman ise devletin karışmamasını talep ederler.
Liberalizmin
dönemlerine kısaca baktığımızda, 1929 ekonomik kaosu ile
devletçi modele yanaşsa da, 1970-80 dönemi sonrası neoliberal
anlayış ile ilkinden daha acımasız bir sisteme dönüştü.
Buraya kadar olan kabaca kısım, ekonomik boyutuydu ki bu arada
yaşanan iki tane dünya savaşı kriz vs. Birçok olayın temel
siyasal argümanıdır. Betül
Sarı'nın Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi 2019 Nisan sayısında
yer alan "Modernizmden
postmodernizime Tüketimin Evrimi Ve Ekonomi Politiği Anlamak"
konu makalesinde ki şu tespit tam olarak ifade etmektedir. "
Modern
dönemdeki tüketim olgusunu iki döneme ayırmak mümkündür.
Bunlar; model
kapitalizmin doğuşu
ile başlayan ve sanayi devrimini kapsayan ve 1929'daki Büyük
Buhran'a kadar etkisini sürdüren liberal
kapitalizm
dönemi ve keynezyen iktisadi politikalarla ve sosyal devlet kavramı
ile özdeşleşen kapitalizmin altın yılları olarak da ifade
edilen ikinci Dünya Savaşı'ndan 1970'lerin ortalarına kadar süren
sosyal
kapitalizm
dönemidir. Postmodern dönemde ki tüketim olgusu ise, 1970'lerden
günümüze kadar sermaye sınıfının karşı saldırısı olarak
nitelendirilen Neo
liberal kapitalizm
periyodunu kapsar"
Günümüz
insanı, aşırı bireycilik ve kendinden başka kimseyi düşünmeden
dünyanın kendi etrafında döndüğü (egosantrizm) düşüncesi ve
hedonizm hakimiyeti altında; sekülerizm ile de bu dünyadan başka
bir hedef ve amacı kalmamış vaziyette davranmakta ve narsist bir
şekilde yaşamaktadır.
Sekülerizm,
gününü gün etme, sonrasına bakmama gibi bir durum doğurmakta,
maddiyat eksenli düşünce, yaşam, siyaset, dünya gündemi
oluşturulmakta, adına da kısaca ekonomi denilen bu olgunun üzerine
de bütün yaşam ve değer(sizlik)ler bina edilmektedir.
Başta
da saydığımız dört maddenin sözde anlamını bulduğu, özgürlük
ve serbest piyasa adı altında tüketimi ön plana çıkarıp,
tükettikçe tükenen insan özgür olduğu algısı ile
yaşamaktadır. Bugün insanın özgürlüğünün göstergesi olarak
ekonomik durumu ön plana çıkmakta, kısaca paran varsa her şeyi
yaparsın öğretisi ile insanlar para temelli, ekonomi öncelikli
hayat yaşamakta, ülkelerinde ve dünyadaki bütün olaylar
para-ekonomi temelli cevap bulmaktadır. Sistemler buna göre
oluşturulmakta ve yönetilmektedir.
Rekabetçi
ve adeta birbirini yaşatma yerine yok etmeye dönen insanlık
davranışları, İngiliz
filozofu Thomas Hobbes (1588-1679), “İnsan
insanın kurdudur.
(Homo homini lupus)” sözünü yerine getirmek istercesine, insanın
insanı kemirip parçaladığı vahşi bir kapitalizm ve yok etme
halini almış, insanların mutluluklarının barometresi ekonomik
düzey olmuş, ekonomi, halklarını idare etme isteğindeki
siyasetçilerin de her şeyin üstünde önceliği haline gelmiştir.
Toplumun
tabanından tavanına kadar oluşan bireyselleşme ve dünyevileşme,
kendini var eden ve ayakta kalabilmesi için olmazsa olmaz bir ve
beraber olma duygusunu bitirmekte, dışarıdan gelecek en küçük
tehlike dahi toplumun dağılıp yok olması ile devletin yıkılmasına
zemin hazırlamaktadır.
Devletin
ve Ülkenin varlığına tehdit boyutunu değerlendirmek ve
detaylandırmak üzere sonraki yazıda devam edelim.
Sosyolog
Recai
Uzun
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder