EĞİTİM DİYE VERDİĞİMİZ, ÖĞRETİMDEN ÖTE GEÇMİYORSA EĞİTİM DEĞİLDİR.
"BİLGİ;
-Mütevazı insanı BÜYÜK YAPAR,
-Normal insanı ŞAŞIRTIR,
-Küçük insanı KİBİRLENDİRİR"
Brigitte Labbe
Eğitimi sadece öğretim olarak anlamamızdan sebep, öğretim ile bilgiye ulaşan insanımız, eğitim tarafında eksik kalmakta, diplomalı cahil ve kibirliler olarak hayata atılmaktalar. Öğretim, eğitimin sadece bir parçasıdır. Bilgi almak ya da öğrenmek kişiyi öğretimli yapabilir ama eğitimli yapmayabilir. Eğitim, doğum ile başlayıp mezara kadar devam eden bir süreci kapsar ki, okul kısmı bu sürecin sadece öğrenim ve uzmanlaşma nazarında bir parçasını teşkil eder. Ailenin, çevrenin, okul arkadaşlarının, öğretmenin bu süreç içinde ayrı ayrı yerleri ve etkileri vardır.
Aile, “okula gönderiyorum, tüm ihtiyaçlarını alıyorum” diyerek kenara çekilmemeli, okul da “ben öğretim veriyorum, okula geliş gidişlerine bakarım, gerisine bakmam” dememeli, öğretmen, “ben derse girer anlatırım, dinleyen dinler, anlayan anlar, dersimi verir çıkarım” dememeli. Aileler de çocuklarına vermedikleri, büyüklere, öğretmene saygı gibi ahlâki eğitimi, sırf okuldan beklemekle hata eder. Kitabın, kalemin, defterin, çantanın, spor ayakkabının marka olanını almakla, çocuğun en iyi eğitimi alması anlamına gelmeyeceği gibi, çocukta bencillik, egosantrik, kibir gibi kötü sonuçlar doğurabilir. Amaç, çocuğa en iyi eğitim altında en iyi öğretim olmalıdır.
Bu bağlamda güncel konu "Filozof Çocuk Atakan" bir şekilde bilgi almış veya verilmiştir. Medyada ilk başta benim de bilgi tarafı dikkatimi çekerken, TV ve sosyal medyadaki röportaj görüntülerinde, eğitim tarafındaki boşluk topluma itici gelmiş, kibir emareleri, ahlâken istendik davranışların yerleşmemiş olması, dikkatleri bu yönde toplarken, beyin gücü ikinci plana kalmıştır. Bu durum bir kez daha gösteriyor ki; öğrenim evet ama eğitimsiz asla olmaz. Dini, Ahlaki, kültürel, toplumsal istendik davranışlarını vererek insanımızı diploma sahibi yapmayı amaç edinen eğitim-öğretim sistemi için çaba sarf etmeli, çocukları öğrendiklerinin göstergesi nottan önce, aldıkları eğitim ile mezun etmeliyiz.
Bunu yapmazsak, öğrenim almış fakat eğitimsiz kalmış bir yığın insan ile hayatımızın her yerinde karşılaşacak, belki işimizde bizim, belki okulda çocuğumuzun, belki devlet kademesinde ülkenin kaderi hakkında yön verenler olarak, kabiliyetsiz, ahlâki ve insani olarak kifayetsiz kişilere, geleceğimizi teslim etme gibi çok büyük bir sorun ile karşı karşıya olacağız.
Öğrenim alıp eğitimden yoksun olarak hasbel kader yüksek okulu bitiren birinin, mevcut durumunun, azıcık bilgisini büyütmesi sonucu kişiyi kibirlendirmesi kaçınılmazdır. "Ben üstünüm" ile hareket etmek, birinden bir bilgi, "akıl" almayı veya alabileceğini düşünmeme davranışı, kibrin ta kendisidir.
Kibirli insan bilgi alışverişine girmez. En kötüsü de kibirli insana bir konu hakkında soru sorulduğunda, şayet bilmediği bir konu ise “BİLMİYORUM” diyemez, bu tip kişilerin her konuda fikri vardır, ya da var gibi yapar ki en tehlikelisi de bilmediği halde, biliyormuş gibi yapmaktır. Bilmediğine bilmiyorum diyebilen, öğrendiği ile yetinmez, daha fazla bilgi için gayret eder. Bilmiyorum demek o kişiye daha fazla öğrenme gayreti katarken, bilmediğini bilmenin şuuru kişiyi bilgili mütevazi yapar ki "İmâm-ı Â’zam" Ebu Hanife "Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe değerdi." diyerek mütevaziliğinin zirvesine çıkarken, aynı zamanda sahip olduğu o kadar bilgiye rağmen, bilmediğini bilmek beyanı ile bilginin zirvesine de çıkmıştır. Biz gençliğimiz bu minval üzere yetiştirmek bilinci ve şuuru ile, eğitim ve öğretimin ayrımını anlayarak yapmalı, tüm hayatı kapsayan eğitimi, öğretimin üç beş notuna feda etmeden, tam anlamıyla aileden başlayıp okul ile devam eden bir süreç olduğu bilinci ile okullarımızda not kadar insani, ahlâki, milli manevi değerleri kapsayan eğitimi sıkı tutarak, geleceğimizi sağlam, hakkıyla eğitimli nesillere teslim etmeliyiz.
Sosyolog
Recai Uzun