26 Mart 2020 Perşembe

LİBERALİZMİN TEMELİNDE BİREYCİLİK VE TOPLUMSAL YIKIM-2


LİBERALİZMİN TEMELİNDE BİREYCİLİK VE TOPLUMSAL YIKIM-2



Bireysellik, özgürlük, farklılık, rekabet, her şeyin üzerinde olma gibi duyguların en yaldızlı zirve çağındayız. Birbirini tanımayan fertlerin ötesinde, bireysellik aile içinde, eşler, kardeşler, ebeveynler ile çocuklar arasında dahi yaygın bir hale geldi. Eskiden kişiler önce ailesini sonra vatanını düşünürken günümüzde birey, kendini bütün değerlerin üzerinde görmektedi. Bu durum TV reklamlarında kapitalizmin "sen özelsin" mottosu ile perçinlenirken, liberalizmin, ekonomik ayağına tüketici kazanma yolu ile hizmete devam etmektedir. Bu durum, kapitalist emperyal sistem açısından da iki yönlü kazanç sağlama aracı olmaktadır. Bireyselleşme, toplumda ben ve öteki kültürünü yayarken her alanda bölünmüşlüğü artırmakta aile, millet, devlet olma kavramlarını zayıflatarak yok etmektedir.
Bugün farklı ve tek olmak adına, akla hayale gelmeyen çılgınlıklara gidilmekte, kişiye özel, sınırlı sayıda üretilmiş giysiler, otomobiller, takılar astronomik fiyatlara sahip bulmakta, insanlar bedenlerine dahi müdahale ederek fiziki görünümlerini diğerlerinden ayrıştırma gayreti göstermekte ve tüm bunları bir övünç ve üstünlük meselesi görmektedir.
Bu kadar farklılığa doymayıp gemi azıya alırcasına ileri giderek, üzerinde yaşadığı ülkenin milli ve manevi değerlerine bile, aykırı gözükmek adına hakaret etmeyi özgürlük veya ifade özgürlüğü ile savunma eblehliğine düşen tipler türemiştir.
Günümüzde, bu kadar tek olma, farklı olma ve değerlerden uzaklaşma isteğini toplum tipleri bakımından anlamamız için, Ferdinand Tönnies’in 19.yy’da toplum tipleri “cemaat tipi ve cemiyet tipi” tanımına bakmakta fayda var.
Bu toplum tiplerinden olan cemaat tipi toplum; üyeleri birbirine duygusal bağlarla bağlı, toplumsal ilişkilerin yüz yüze olduğu, yüksek ölçüde bütünleşmiş herhangi bir toplum olarak tanımlanır. Bu tip toplumlarda bireysel otonomi oldukça azdır.
Cemiyet tipi toplum ise cemaat tipi toplumun bir anti-tezidir. Cemiyet tipi toplumda ortak bir duygu ve düşünce tasavvuru, toplumun kolektif olarak benimsediği ortak bir değeri ve hayat algılayışı yoktur. Cemiyet tipi toplumu ayakta tutan olgu herkesin ortak çıkarına olmasıdır. Cemiyet tipi toplumda manevi bir birlik (aile algısı, ortak din, ortak vatan) olgusu bulunmamaktadır.
İlkel toplum özelliklerinden modern topluma geçiş, özellikle de kentleşme ile Tönnies’in cemiyet kavramı günümüzde tüm unsurlarıyla yaşanmakta... Tönnies’in cemaat tipi toplum yapısında, toplumu dizayn eden değerlerden sapmayı, Batı özentisinin bizi biz yapan değerleri aşındıran mekanizmaları tespiti açısından, İsmail Cem’in Türkiye'de geri kalmışlığın tarihi adlı eserinde, Batı’nın niteliklerine dikkat çektiği Batı'nın Niteliği Maddiyatçılık, Batı medeniyetinin ve kültürünün ilk temeli maddiyatçılık'tır, maddi tatmindir.” şeklindeki tespiti çok değerlidir.
İsmail Cem, batı maddiyatçılığı ve insana verdiği değeri pekiştirerek daha net anlamamız için olsa gerek, özellikle Batı'nın bugün bize fikir ve düşünce adamı kimliği ile reklam ettiği ileri aydınlarının maddiyatçılıkları konusundaki söylemlerinden şöyle örneklerle aktarır. “18. Yüzyıl Batı'sının düşünürleri Montesquieu ve Voltaire' e göre; ekonomik sömürüyü gerçekleştiren denizaşırı kolonileri kurmak olumlu bir harekettir. " Bu amaca hizmet eden kölelik sistemi ahlaka aykırı değildir." ;"Saçma ve barbar olan halkın hak ettiği bir boyunduruk, bir sopa ve samandır..." 
Diğer Batı düşünürü Diderot’a göre; "Aydınlığın (bilgi, uygarlık anlamında) ilerlemesi sınırlanmıştır. Kenar mahallelere asla ulaşamaz: Çünkü oradaki insanların hepsi aptaldır."
İsmail Cem Batı ferdiyetçiliği konusunda Zubristki Kerov ve Karl Marks'tan vurgu ile şu şekilde aktarır: "Yakınçağ  Avrupa'sında her şey, burjuva içindir. " Yükselmekte olan kapitalizmin ideologları, aşırı dereceye götürülen bireyciliği, her ne pahasına olursa olsun kişisel başarıya ulaşmak arzusunu övmektedirler." Hatta, kapitalizmin güçlenmesine paralel olarak gelişen ferdiyetçi anlayış, Hristiyanlığı da kendine daha elverişli hale sokacak, kilisenin ruhani vesayetine karşı protestanlığı; bunun bilinçli bir şekli olan kalvenizm'i getirecektir. Kalven, ferdiyetçiliğin, özel mülkiyetin ve burjuvazinin çıkarları uyarınca, 'mesleki başarının Tanrı indinde sevgili kul olmaya yettiğini' söylemekte; "Tacirlerin ve iş adamlarının görevi elbette ki, zenginliklerini mümkün mertebe artırmaktır. Çünkü Tanrı bile, başkalarının yönetimini onlara emanet etti" demektedir.

Özetlersek, Batı felsefesinin ve düzeninin temeli çıkara ve maddi değerlerin önceliğine dayanmaktadır. Bu düzende amaç daha çok kazanmaktır; Batı uygarlığı toplumlarının itici gücü, kazanma hırsıdır. İnsanın, basit bir üretim aracı olmaktan öte değeri yoktur. Bugün bile dilimizden düşürmediğimiz Batı aydınlanmacıları, insanları ikinci sınıf olarak görmekten geri durmamış, sistemin insanları köle yapmasına rıza göstermiş ve desteklemişlerdir.
Dünya'nın küresel devletten, tekrar Ulus Devlete dönüşünün test edildiği şu günlerde, “Batı Batı” dediğimiz melanetin içinde olduğu parçalanmışlık ve değerler yokluğunu görerek, bize derman olacak şeyin, kendi geçmişimize dolayısıyla manevi ve milli değerlerimizle özümüze dönerek, Tanzimat’tan bu yana yaşadığımız özenti ve taklitçilik ile Batı mirası maddiyatçılık ve ferdiyetçilikten kurtulmaktır.
Batı’nın dar gömleğinin bize olmadığını, olmadığı gibi bize has tüm değerlerimizi bozduğunu aslında François Leger’in şu sözü iyi anlatmaktadır. "Doğulu bir topluma dinamik Batı medeniyetinden unsurların girmesi, garip bir şekilde, o toplumdaki gerilimlerin güçlenmesiyle sonuçlanmaktadır..." Leger’in de dediği gibi bu elbise bize ait değil ve garip bir şekilde bizi hareket ettirmemekten öte dini, ahlaki, milli ve manevi değerlerimizi de bozarak bizi geriletmektedir.
Toplumun günümüzdeki dini, insani, ahlaki zafiyetinin kaynağını ve Kapitalizm kökeninde, maddiyatçı yaklaşımın toplumu nasıl bozduğunu diğer yazımızda anlatmaya devam edelim.


Sosyolog
Recai Uzun













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder