3 Mart 2020 Salı

YOKLUK VE VARLIK KAYNAKLI KUŞAK ÇATIŞMASI


YOKLUK VE VARLIK KAYNAKLI KUŞAK ÇATIŞMASI



Yaşı Kırkın üzerinde olanlar bilirler; 1980 öncesi, günümüze göre yokluğun baş gösterdiği dönemlerdi. Hali vakti yerinde olanlar dahi bazı ürünleri bulamaz, istese de sahip olamazdı. Bu, yoksulluktan kaynaklı yokluğun ötesinde, ülkede bulunmamaktan kaynaklı bir durumdu. 1970’lerde dünyada başlayan, 1980 darbesi ile ( darbe bu durumu hazırlamak için yap(tır)ılmıştır.) de Ülkemize yerleşen küreselleşme ve tüketim kültürü ile malların piyasada herkesçe ulaşılır, alınır satılır hale gelmesi ile “yokluk” ortadan kalkmakla kalmadı, bolluk dönemi başladı. Toplum her türlü mala ulaşır, kullanır, tüketir oldu, öyle hale geldi ki yurtdışında üretilen bir ürün, daha üretildiği ülkeden önce Türkiye’de satılır oldu.
Bu durum sosyal yaşamımızı nasıl etkiledi? Ülkemizde üretilmeyen ürünlere dahi kolayca sahip olmamızın, bize kazandırdıkları yanı sıra kaybettirdikleri neydi? Bolluk içinde olmamıza rağmen, yokluk zamanlarına göre daha mutsuz olmamızın, psikolojik sorunlar yaşamamızın kaynağı bolluk mu? Sosyal yaşamımıza etki eden bolluk, kültürel hayatımıza nasıl etki etti?
Günümüzde genel görünüm; gençlerin, yaşı ileri olan kesime göre tutumlu olmadıkları, savurganlık ettikleri, ellerinde olanın kıymetini bilmedikleri yönündedir.
1980 öncesi, Türkiye’nin genel bir yoksulluk dönemiydi. Halkın 1980’lere kadar %50’sinden fazlası köylerde yaşadığından, ayrıca kırsal yoksulluk ve yokluk döneminde yaşayan bugünün ileri yaş grubu, o dönemin kendine has, yediğini giydiğini bulamamanın verdiği aşırı yoksunluk halinin vermiş olduğu, sahip olduğunun kıymetini bilme alışkanlıkları, günümüz bol ürün, bol para alışkanlığı içindeki kuşak ile arasında uçurum oluşturdu.
Bu Sosyolojik kuşak farkının, özellikle geçiş süreci olmadan çok hızlı cereyan etmesi, günümüz gençliği açısından uç noktaya savrulma sorunu üretti. Bunun etkilerini israf boyutunda açık net gözlemlerken, gösterişçi tüketimi, getirdiği lüks tüketim boyutunda da izlemekteyiz.
Bu durum, ülke ekonomisi açısından ithalat kökenli tüketim ile kaynakları dışarı akıtırken, diğer taraftan bireysel tasarruf oranlarının çok düşük kalması sorununu üretti. Lüks tüketim mallarının Avrupa menşeili olması, Avrupa’nın ürününü yanı sıra kültürünü de ithal etmemiz sebebiyle, kültürel alanda da Avrupa kökenli akımlar başladı. Ekonomik tutumdan kaynaklı yaşanan kuşak çatışması ile genç neslin; saç, sakal, konuşma, oturması, kalkması, giyinmesi kültür boyutu da yadırganacak ölçüde olması da, ayrı bir çatışma konusu oldu.
Eskiden bayramlarda kıt kanaat giyim kuşam alınabiliyordu. Alınan elbiseler, ayakkabılar bayram sabahı büyük bir heyecan ile giyinilir, bayramlaşmaya gidilirdi. Bu durum eski kuşak insanlarımızın hafızasında her daim varlığını koruyan, en az bir bayramda alınan bir elbisenin veya ayakkabının heyecanı, sevinci hâlâ bugün zihinlerde anısı vardır. Eski bayramlara özlemin bir kısmını oluşturan belki de işin bu tarafıydı.
Eski bayramlara heyecan katan elbise, ayakkabı artık bayramı beklemeden istediğin vakit alınabilmekte, sadece bayramlarda alınabilen “cam şekeri” şimdinin jelibon bonibonlarına ulaşmak bir market uzaklıkta, para dersen hep el altında, kısacası eski bayramların heyecanı, genç nesil için artık “her gün bayram” olduğundan duygu ve heyecan farklılığı, değerler çatışmasının nedenidir.
Sonuç olarak ömrünün en güzel çağlarında, yeri gelmiş aç kalmış, dolmuşa binmeye parası olmadığı için yayan işe gitmiş, derdini tek sırdaşı eşinden başkasına bildirememiş, maddeyi değil değerlerini öncelemiş, çile içinde yaşlanmış bir nesil, kendi yokluklarından var ettiği bolluk içindeki bugünkü neslinden göremediği vefanın yanı sıra anlaşılamamanın verdiği hüzün;
Diğer tarafta, gençliği yoklukla geçmiş bu insanların, bolluk içinde yaşayan çocukları, torunları, maddeyi öncelemekten manaya vakit ayıramayan, cebi dolu olsa da mutlu olamayan, şükür, kanaat kavramlarına yabancı genç bir nesil.
Bu durumun böyle olmasında “biz yapamadık o yapsın”, “biz yaşamadık o yaşasın” düşüncesi ile biraz da eski neslin katkısı olduğunu, çocukluk dönemlerinde her isteği şımarıkça yerine getirmenin, milli manevi değerleri öğretmeden yetiştirmenin, ileride yaşanacak kuşak çatışmasının temeli olduğu da gözden kaçırılan sosyolojik bir gerçektir.
Günümüz gençliğine tavsiyem, çektiği yokluklar, çileler ile bugün belki de beğenmeyip burun kıvırdığınız varlığın temelini atan bu insanlar, o zamanın gerek sosyolojik gerek psikolojik etkilerine maruz kaldılar. Bugün sizin yaptığınız veya yapmadıklarınıza aşırı tepki vermelerinin altında, kendi yaşadıkları ile sizin yaşadıklarınızı kıyaslamaları, tabir yerinde ise hayıflanmaları var. O sebepten, onları anlamak için o dönemin şartlarını empati yaparak bir kez daha düşünün.






Sosyolog
Recai Uzun

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder