YOKLUK VE VARLIK KAYNAKLI
KUŞAK ÇATIŞMASI
Yaşı
Kırkın üzerinde olanlar bilirler; 1980 öncesi, günümüze göre
yokluğun baş gösterdiği dönemlerdi. Hali vakti yerinde olanlar
dahi bazı ürünleri bulamaz, istese de sahip olamazdı. Bu,
yoksulluktan kaynaklı yokluğun ötesinde, ülkede bulunmamaktan
kaynaklı bir durumdu. 1970’lerde dünyada başlayan, 1980 darbesi
ile ( darbe bu durumu hazırlamak için yap(tır)ılmıştır.) de
Ülkemize yerleşen küreselleşme ve tüketim kültürü ile
malların piyasada herkesçe ulaşılır, alınır satılır hale
gelmesi ile “yokluk” ortadan kalkmakla kalmadı, bolluk dönemi
başladı. Toplum her türlü mala ulaşır, kullanır, tüketir
oldu, öyle hale geldi ki yurtdışında üretilen bir ürün, daha
üretildiği ülkeden önce Türkiye’de satılır oldu.
Bu
durum sosyal yaşamımızı nasıl etkiledi? Ülkemizde üretilmeyen
ürünlere dahi kolayca sahip olmamızın, bize kazandırdıkları
yanı sıra kaybettirdikleri neydi? Bolluk içinde olmamıza rağmen,
yokluk zamanlarına göre daha mutsuz olmamızın, psikolojik
sorunlar yaşamamızın kaynağı bolluk mu? Sosyal yaşamımıza
etki eden bolluk, kültürel hayatımıza nasıl etki etti?
Günümüzde
genel görünüm; gençlerin, yaşı ileri olan kesime göre tutumlu
olmadıkları, savurganlık ettikleri, ellerinde olanın kıymetini
bilmedikleri yönündedir.
1980
öncesi, Türkiye’nin genel bir yoksulluk dönemiydi. Halkın
1980’lere kadar %50’sinden fazlası köylerde yaşadığından,
ayrıca kırsal yoksulluk ve yokluk döneminde yaşayan bugünün
ileri yaş grubu, o dönemin kendine has, yediğini giydiğini
bulamamanın verdiği aşırı yoksunluk halinin vermiş olduğu,
sahip olduğunun kıymetini bilme alışkanlıkları, günümüz bol
ürün, bol para alışkanlığı içindeki kuşak ile arasında
uçurum oluşturdu.
Bu
Sosyolojik kuşak farkının, özellikle geçiş süreci olmadan çok
hızlı cereyan etmesi, günümüz gençliği açısından uç
noktaya savrulma sorunu üretti. Bunun etkilerini israf boyutunda
açık net gözlemlerken, gösterişçi tüketimi, getirdiği lüks
tüketim boyutunda da izlemekteyiz.
Bu
durum, ülke ekonomisi açısından ithalat kökenli tüketim ile
kaynakları dışarı akıtırken, diğer taraftan bireysel tasarruf
oranlarının çok düşük kalması sorununu üretti. Lüks tüketim
mallarının Avrupa menşeili olması, Avrupa’nın ürününü yanı
sıra kültürünü de ithal etmemiz sebebiyle, kültürel alanda da
Avrupa kökenli akımlar başladı. Ekonomik tutumdan kaynaklı
yaşanan kuşak çatışması ile genç neslin; saç, sakal, konuşma,
oturması, kalkması, giyinmesi kültür boyutu da yadırganacak
ölçüde olması da, ayrı bir çatışma konusu oldu.
Eskiden
bayramlarda kıt kanaat giyim kuşam alınabiliyordu. Alınan
elbiseler, ayakkabılar bayram sabahı büyük bir heyecan ile
giyinilir, bayramlaşmaya gidilirdi. Bu durum eski kuşak
insanlarımızın hafızasında her daim varlığını koruyan, en az
bir bayramda alınan bir elbisenin veya ayakkabının heyecanı,
sevinci hâlâ bugün zihinlerde anısı vardır. Eski bayramlara
özlemin bir kısmını oluşturan belki de işin bu tarafıydı.
Eski
bayramlara heyecan katan elbise, ayakkabı artık bayramı beklemeden
istediğin vakit alınabilmekte, sadece bayramlarda alınabilen “cam
şekeri” şimdinin jelibon bonibonlarına ulaşmak bir market
uzaklıkta, para dersen hep el altında, kısacası eski bayramların
heyecanı, genç nesil için artık “her gün bayram” olduğundan
duygu ve heyecan farklılığı, değerler çatışmasının
nedenidir.
Sonuç
olarak ömrünün en güzel çağlarında, yeri gelmiş aç kalmış,
dolmuşa binmeye parası olmadığı için yayan işe gitmiş,
derdini tek sırdaşı eşinden başkasına bildirememiş, maddeyi
değil değerlerini öncelemiş, çile içinde yaşlanmış bir
nesil, kendi yokluklarından var ettiği bolluk içindeki bugünkü
neslinden göremediği vefanın yanı sıra anlaşılamamanın
verdiği hüzün;
Diğer
tarafta, gençliği yoklukla geçmiş bu insanların, bolluk içinde
yaşayan çocukları, torunları, maddeyi öncelemekten manaya vakit
ayıramayan, cebi dolu olsa da mutlu olamayan, şükür, kanaat
kavramlarına yabancı genç bir nesil.
Bu
durumun böyle olmasında “biz yapamadık o yapsın”, “biz
yaşamadık o yaşasın” düşüncesi ile biraz da eski neslin
katkısı olduğunu, çocukluk dönemlerinde her isteği şımarıkça
yerine getirmenin, milli manevi değerleri öğretmeden
yetiştirmenin, ileride yaşanacak kuşak çatışmasının temeli
olduğu da gözden kaçırılan sosyolojik bir gerçektir.
Günümüz
gençliğine tavsiyem, çektiği yokluklar, çileler ile bugün belki
de beğenmeyip burun kıvırdığınız varlığın temelini atan bu
insanlar, o zamanın gerek sosyolojik gerek psikolojik etkilerine
maruz kaldılar. Bugün sizin yaptığınız veya yapmadıklarınıza
aşırı tepki vermelerinin altında, kendi yaşadıkları ile sizin
yaşadıklarınızı kıyaslamaları, tabir yerinde ise
hayıflanmaları var. O sebepten, onları anlamak için o dönemin
şartlarını empati yaparak bir kez daha düşünün.
Sosyolog
Recai
Uzun
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder