İFRAT VE TEFRİTE DÜŞMEDEN TASARRUF!
“ING Türkiye,
Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması’nın (TTEA) 2020 yılı ilk çeyrek
sonuçları ile birlikte, nisan ayında
koronavirüs salgınının harcama ve tasarrufa etkisini de ölçümledi. Bu yılın
ilk çeyreğinde tasarruf sahipliği oranı bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,4
artarak yüzde 13,4’e yükseldi, ancak geçen sene aynı döneme göre yüzde 0,8
geriledi. Katılımcıların yüzde 58’i gıda-market, yüzde 56’sı fatura
giderlerinde artış yaşadı. Bunu yüzde 38 ile sağlık harcamaları, yüzde 36 ile
telekomünikasyon izledi. E-ticaret hizmetleri ile dijital film-müzik
aboneliklerinde de yüzde 25’lik artış görüldü. Harcamalarda en büyük düşüş
yüzde 79 ile seyahatte olurken bunu sırasıyla restoranda yeme içme, ulaşım,
konaklama, giyim/aksesuar ve akaryakıt kategorileri takip etti. Önümüzdeki bir
yıl için tasarruf beklentileri sorulduğunda ise sıralamada ilk sırada yer alan
kesim yüzde 41 ile "Tasarruf yapmayacağım" diyenler oldu. Bunu yüzde
22 ile "Daha çok tasarruf yapacağım" diyenler ve yüzde 20 ile
"Aynı miktarda tasarruf yapacağım" diyenler izledi.”
Rakamlara baktığımızda, virüs döneminde en çok artan harcama
kalemleri; gıda, fatura, sağlık ve telekomünikasyon giderleri olmuş. Doğal
olarak her durumda yeme içme sağlık ihtiyaçlarınızdan vazgeçemeyiz, öteleyemeyiz.
Bu derece tüm dünyayı etkileyip, insanları evinde oturtacak bir gelişmeyi kimse
beklemiyordu. Virüs olayı gösterdi ki hiç hesapta olmayacak durumlara hazırlıklı
olmalıyız. Satışı, geliri ve iş imkanı hiç azalmayacak diye düşünülen meslek
kolları dahi çalışamaz duruma gelebiliyor ve maddi sıkıntıya düşebiliyormuş,
toplum olarak yaşayıp gördük. Bu da bir daha gösterdi ki insanlar
yaşamak için çalışmak zorunda oldukları kadar kötü gün için de tasarruf etmek
zorundalar.
Bireyler farklı iş kolları tercih ederler. Bunu yaparken de
bir yandan toplumsal hiyerarşi içindeki konumlarını önemserler ve
toplum içindeki pozisyonlarına bakarlar. Toplum içinde iş bölümü
çerçevesinde en iyi getirisi ve statüsü olan bir iş, bir meslek için ilkokuldan
başlayıp üniversiteye kadar eğitim görürler. Neticede eğitim hayatımız ve iş
hayatımız belirli süreleri kapsar fakat emeklilik döneminden oluşan süreyi
bilemeyiz. Emeklilikten sonra ne kadar yaşayacağımız ile yaşlılık dönemimizde yanımızda
kimlerin olabileceği, şartların neler getireceği öngörülmezlik içerir.
Eğitimimizi alsak ve güzel
bir iş sahibi olsak dahi, gelir ve gider dengemizi ayarlamadığımız sürece, yine
sorun yaşamaya devam edebiliriz. Ülkemizde, boşanma vakalarında, en büyük sebep
olarak istatistiklerde yer alan aile içi şiddetin, ağırlık noktası, geçim
sıkıntısıdır. Ailenin bozulan ekonomik, mali durumundan kaynaklı tartışmalar,
şiddet ile neticelenmektedir. (Ekonomi kelimesinin
kökeni, eski Yunanca’daki Oikos (ev) ve Nomos (idare) kelimelerinin
birleşiminden oluşan Oikonomia (ev idaresi) sözcüğüdür.) ev idare edilemiyor
ise huzurun olması mümkün değildir.
Evin idaresi ve huzuru için
devamlı bir iş sahibi olma konusunda istekli olmanın yanı sıra, yapılan işin
iyi yapılması için eğitimli, donanımlı olmak şarttır. Bunun için geleceğe en
büyük yatırım, eğitime yapılan yatırımdır. Eğitim seviyesi yükseldikçe, ailenin
geliri ve yaşam standardı da yükselir. Yaşam standardını korumanın yolu iyi bir
gelirin yanı sıra tasarruf ile olur. Bu da ailenin birlik beraberliğinin
devamını, huzur ve mutluğunu getirir.
Tasarruf etmenin en önemli
kavşak noktası, israf etmemektir. İhtiyaçlarımızı iyi belirlemeli, yaptığımız
harcamaların gerçek ihtiyacımızdan kaynaklı alışverişler olmasına dikkat
etmeliyiz. Özellikle günümüzün sorunu olan moda ve gösteriş kaynaklı harcamalar,
tasarrufu imkânsızlaştıran unsurlardır.
Borç-kredi sisteminden uzak
durmalı, mümkün olduğu kadar borçlanmaktan kaçınmalı, borçlanılacaksa dahi
kredi sitemi tercih edilmemeli, ödemelerde kredi kartı en son seçenek
olmalıdır.
Çalışma ve tasarruf
konusunu, 807 yılında Çin'de basılan,
bugün Rusya'da Leningrad Müzesinde bulunan ilk kağıt paranın üzerindeki yazıda
da görmek mümkün "kazanabildiğin
kadar kazan, fakat tasarruf ederek harca" (Atilla Köksal-Geleceğe
Yatırım)
İnsanların aylık gelirleri
ve giderleri farklılık göstermektedir. Görece bir durum olduğu için de herkesin
kendi planı dahilinde yapacağı tasarruf miktarının can alıcı sorusu BUGÜN EVE
KAPANSAM, DIŞARI ÇIKAMASAM; YİYECEK, KİRA, FATURALAR, TAKSİTLER VS. ÖDEYECEK
KAÇ AYLIK BİRİKİMİM VAR, kaç ay en kötü
şarta dayanabilirim? Sorusu olsa gerek. Bununla birlikte “ne gelirim var ki
tasarrufum da olsun” diyebilirsiniz. Bu konuda kısmen haklı olabilirsiniz.
Neticede herkes eşit işlerde, eşit maaşlarda çalışmıyor, fakat çok iyi bir iş
sahibi olup borçlu, asgari ücretli ama borçsuz geçinen insanların olduğu
gerçeğinden hareket edersek, sorunun merkezinde “ayağını yorganına göre
uzatmama” kaynaklı etkilerin olduğunu da görebiliriz.
İşimiz, gücümüz, sağlığımız
yerindeyken çalışmanın ve tasarruf yapmanın diğer önemli gerekçesi, tüm
şartları değiştiren İhtiyarlık dönemi geldiğinde, sorun yaşamamaktır. Neticede
ne eski çalışma gücümüz, ne de sağlıklı dinç vücudumuz olacaktır. Emeklilik evresinde rahat yaşamak için “yağmur
yağarken kapları doldurmak” gerekir.
İlkel toplumlarda çocuk
sayısının çokluğu, çalışacak kol gücü ve güvenlik unsurunun yanı sıra, aile reisinin geleceğine yatırımı,
yaşlılığında kendine bakacak evlat olarak görülürken, modern toplumda az ya
da hiç çocuk prensibi ile evliliklerin cinsel boyutu ön plana çıkmakta, çocuk
kariyeri engelleyen bir etken olarak görülmektedir. Bu bağlamda günümüz modern
insanı, geleceğini çocuğuna bağlayan değil, kazancına veya devletin Sosyal
Güvenlik Sistemine Bağlayan insandır.
Peki Sosyal
güvenlik sistemi bizi ne kadar Koruyacak, emeklilik dönemini rahat
geçirteceğini düşündüğümüz maaşı verebilecek mi?
George Friedman, Gelecek 100 Yıl adlı kitabında, Amerika'da 1970'lerde doğum oranındaki
düşüşten sebep çalışma yaşamına dahil olan kişi sayısının azalacağı,
dolayısıyla emekli bireylerin maaşlarını karşılamada aktif/pasif dengesi
sebepli olarak sosyal güvenlik sisteminin zora gireceğini, 2020'lerde düşük
doğum oranın yoğunlaşarak devam etmesinin, emekliler üzerinde olumsuz etkileri
olacağı tespitini yapar ve gelecekteki emeklileri iki gruba ayırır. Birinci grup şanslı ve akıllı olanlar, daha
önce edindikleri malları satarak geçimlerini sağlayacaklarını; diğer grubu ise sosyal
güvenlik sistemince sefillik ve yoksulluğa terk edilecekler olanlar olarak
niteler.
Devletlerin sosyal Güvenlik
Sistemleri, mevcut çalışan (aktif) bireylerin vergileri ile mevcut emekli
(pasif) kişilerin maaş giderlerini karşılama üzerine kuruludur. Türkiye’de bir
emekliye karşılık kaç aktif çalışan olduğunu gösteren aktif/pasif dengesi, 2019
yılında 1,80 olarak gerçekleşti. İçinde bulunduğumuz salgın ortamında istihdam
kaybı kaynaklı olarak bu rakam daha da gerilemiştir. “IMF’nin açıkladığı kişi başına
düşen gayri safi yurt içi hasıla verilerine göre ise ABD yaklaşık 63 bin dolar
ile ortalama bir kişinin yılda en çok gelir elde ettiği ülke konumunda, Türkiye
ise 9 bin 350 dolar ile G20 ülkeleri arasında 15. sırada bulunuyor.” Kişi
başı geliri yüksek, gelişmiş ülkelerde dahi, ilerleyen yıllarda emeklilik
sisteminde sorunlar çıkma ihtimali gözükmektedir. Hal böyle iken bizim gibi
ülkelerin de sorun yaşaması muhtemeldir. Rakamlar göz önüne alındığında,
gelecekte emekli maaşlarının çok yüksek olması ihtimali zayıflamakta, kişilerin
emeklilik sonrası azalan güçleri ile azalan gelirleri için gençlik dönemlerinde
tedbir alması, hazırlıklı olunması önem arz etmektedir.
Bu konunun tasarruf
boyutunda izlenecek yol nasıl olabilir? Sorusunun cevabında, şirket muhasebe
sisteminden yararlanabiliriz. Şirketlerin uzun ömürlü, olmak varlığını sürekli
hale getirmek için uyguladıkları muhasebe yöntemlerinde biri olan “amortisman”
ayırma yöntemidir.
Amortisman
1.ortaklıklarda, taşınmaz malların
aşınmalarına, eskimelerine karşılık olarak yıllık kârdan ayrılan belirli
orandaki pay.
2.Yıpranma payı
3.Ticarethane makina teçhizatlarının,
eskimesi, yıpranması sonrası da işlev göremez hale geldiğinde, yenilemek için
bir nevi kumbaraya belli bir miktarı düzenli olarak atmaktır.
Amortisman
kelimesinin tanımındaki üç madde de insanın çalışması, yıpranması,
hastalanması, yaşlanması dolayısıyla eski üretim gücünün kalmaması anlamları
ile örtüşmektedir. Şirketler, bunun için kârlarının hemen sonrasında, bu bedeli
hemen ayırırlar. Buradan yola çıkarsak;
Tassarrufun birinci şartı,
HARCAMALARIMIZDAN KALAN İLE DEĞİL HARCAMALARIMIZDAN ÖNCE, TASARRUF İÇİN BELİRLEDİĞİMİZ
MEBLAI AYIRMAKTIR.
Aylık kazancımızın her ay
%15-20 kadarını, faturaları dahi ödemeden ayırarak belirlediğimiz yatırım
aracına yatırmak ve bu disiplini (sağlık konusu hariç) hiçbir şekilde dahi
bozmamak.
Ve tabi ki İsraf
etmemektir. Bitirirken Yüce Mevla’nın, yüce kitabından bir emriyle bitirelim.
İsra Suresi ﴾29﴿
Eli sıkı olma, ölçüsüzce eli açık da olma; sonra
kınanacak, kendi kendine hayıflanacak duruma düşersin!
İsra
Suresi ﴾29﴿ Tefsiri
Dördüncü ödev hem cimrilikten hem israftan sakınmaktır.
Cimrilik de savurganlık da aşırılıktır, bu sebeple haramdır. İkisinin ortası
cömertliktir. Ahlâk kitaplarında savurganlık ifrat, cimrilik tefrit olarak
nitelenir. İfrat, aklın ve dinin uygun gördüğü ölçünün ilerisinde veya uygun
bulmadığı yollarda harcamayı; tefrit de gerekli yerlere gerektiği ölçüde
harcamaktan kaçınmayı ifade eder. İsraf da cimrilik de erdemsizlikler arasında
sayılır. İkisinin ortası (itidal, vasat) ise cömertliktir.
Şüphesiz Allah
Doğruyu Söylemiştir.
Sosyolog
Recai Uzun
Recai Uzun