OTOMOBİL GÖSTERİŞÇİLİK VE İNSANLIK
“ABD'de Nevada Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, lüks araba sahiplerinin yayalara daha az öncelik verdiği öne sürüldü. Araştırmaya göre, arabanın fiyatındaki her bin dolarlık artış, "araç sahiplerinin nezaketinde yüzde 3 azalmaya" neden oluyor.”
“Araştırma raporunda, "Pahalı araba sahipleri, diğer yol kullanıcılarına karşı bir tür üstünlük hissi duyuyor ve yayalarla empati kuramıyor, narsisçe yol hakkının kendilerinde olduğunu düşünüyor"
“Geçen ay Finlandiya'da Helsinki Üniversitesi'nde yapılan araştırmada da bu sonuçları destekleyecek bulgulara ulaşıldığı öne sürülmüştü.”“1892 sürücünün davranışlarının incelendiği araştırmada pahalı araba sahibi erkek sürücülerin "daha fazla tartışma çıkardığı, daha inatçı, uzlaşmaz ve empati yoksunu olduğu" öne sürülmüştü.”
Yukarıdaki paragraflar, anlaşılacağı üzere yapılan bir araştırmanın gazete haberlerinden, modernite ve kapitalizm, globalleşen dünyada, ülkelerin kendi ekonomik gücünün nispetinde fakat tüm dünyada var olan tüm insanların az çok uyguladığı bir olgu ki araştırma yapılan ülkelerde kişi başı gelir ve eğitimin en üst seviyelerde olmasına rağmen otomobil her sınıf için statü belirleme ve gösteriş malzemesi yapılmaktadır.
Günümüz dünyasında, teknolojinin, haberleşmenin süper hızlı yaşanmasının büyük bir etkisiyle ülkeler arası sınırlar kalkmış, tüketim kültürünü var eden en büyük destekçisi gösterişçilik, yaygın hale gelmiştir. İnsanlar, sahip oldukları malların ötesinde, bedenlerini dahi teşhirden geri durmayarak gösteriş malzemesi olarak kullanmaktan imtina etmemektedir.
Konumuz olan otomobil konusunda bu oran, çok daha yüksek seviyede olup otomobilin statü belirleyen bir araç rolü oynaması, toplumca kanıksanmıştır.
Otomobilin bir eşya olmasının ötesinde, fonksiyonunu en iyi anlatan bir tespit olsa gerek Serkan Güneş'in Sosyal Bilimler Dergisi 2012 yılı 25. Sayısındaki Türk Toplumu Ve Otomobil isimli makalesinde yer alan şu ifade çok kapsayıcıdır. "Vasconcellos'a göre otomobil çok boyutlu bir nesnedir. Antropolojik (grup sembolizmi) algılanışta otomobil statü, gücün ve zenginliğin göstergesidir. Politik algılayışta özgürlük ve özelliğin simgesidir. Psikolojik algılayışta genç görünmeyi ve kendine güveni sağlar. Ekonomik anlayışta ise rahat ekonomik bir yolculukla özdeşleştirilir."
Bu anlatımda da açıktır ki otomobil sıradan bir nesne, herhangi bir eşya gibi evin içinde dört duvar arasında kalan ve sırf evimize gelenlerin gördüğü bir eşya niteliğinde değildir. Kapının önünde park halinde dururken bile, bir gösteriş aracı vazifesi görmeye devam eder. Hareket halinde ise yollarda diğer araç sahipleri ile rekabetin bir unsuru olurken, aynı zamanda hızı ile özgürlüğün sembolü haline gelir.
Toplu taşıma araçlarında, belli bir güzergah üzerinde belli bir saat dahilinde seyahat etme mecburiyetinin ötesine geçerek, istediğin güzergahtan istediğin vakitte gidebilme özgürlüğünün yanı sıra iktidarı temsil ettiğinden, insanlarda otomobile sahip olmanın heyecanı ile sahip olmayı istemenin arzusu hep tazedir.
Bu, güç, iktidar ve gösteriş hırsı, insanı kendi eliyle yaptığı veya edindiği cismin esiri yapmakta, insanlığına, vicdanına, merhametine onun kendisinde oluşturduğuna inandığı gücün duygusunu yaşatmakta, toplumsal yaşantısına da bu yeni normalleri kabul ederek yön vermektedir.
Yeni normallerin başında, maddi imkanlarda güçlenme ile ilk işi otomobilini daha üst model yapma yönünde hareket etmesi, aslında yollarda her zaman var olan rekabetin, gösterişin, geri kalmışlık duygusunu yenme teamülü diyebiliriz.
Otomobile sahip olmanın ve bu sahipliğin diğer bir fonksiyonu da otomobilin yüksek fiyatından oluşan psikolojik ve sosyolojik durumudur. Fiyatların yüksekliği, herkesin sahip olamaması gibi doğal bir sonucu ortaya çıkarmakta, herkesin sahip olamadığı bir ürüne sahip olanlara maddi gücün gösterişini yapma duygusu vermekte, bu durumda bir yerde otomobil üzerinden maddi imkanı gösterme fonksiyonunu da otomobile yüklemekte, bunun en büyük göstergesi de Türk toplumunda var olan “evin var mı? araban var mı?” sorusunun ilk tanışmalarda en revaçtaki sorulardan biri olmasıdır.
Otomobil sahibi olma, Türkiye'de memur maaşları bazında dönem dönem farklılıklar göstermiştir: 1960-1980 yıllarında yaklaşık 20 memur maaşına tekabül eden otomobil fiyatı; 1943 yılında 110 memur maaşına tekabül eden bir rakam yanında ucuz kalınca, otomobil sahipliği oranında da hızlı bir artış olmuştur.
1960-1980 yıllarında Türkiyede 3-4 araç modeli ile sınırlı kalan otomobil piyasası, günümüzde 20'nin üzerine çıkan marka ve her bir markanın kendi içinde ürettiği en az 5-6 farklı model ve seri ile çok daha yüksek oranda tercih imkanı sunmakta, bunun yanı sıra hiç peşinatsız kredi ile araç sahibi olma imkanının yanı sıra, her bütçeye hitap edecek uygunlukta araç bulunabilmesi araç edinimini kolaylaştırmaktadır.
Bu imkanların çeşitliliği, kolaylığı arttıkça en yüksek ve pahalı olanın görünürlüğü, diğerlerinin sıradanlığı gibi bir durum oluşturmakta, rekabetin yönü de bu minval üzere cereyan etmektedir. Görece bir kavram olan lüks, sınır tanımamakta, hiç kimsenin sahip olmadığına veya elindeki modelden daha üste çıkma arzusu, yarış haline gelmiş, insanların birbirlerine muameleleri de otomobilin lüksüne göre olunca da Nasreddin Hoca merhumunun “ye kürküm ye” kıssasını hatırlatır olmuştur.
Ataların "At Sahibine göre kişner" sözü; bineğin (yönetilenin-çalışanın) gücünü sergilemesinin binicisinden (yöneteninden- çalıştıranından) geldiğini anlatmak içindir. Bu sözü konumuz olan otomobil özelinde yorumlarsak; Günümüz modernite ve kapitalizm kıskacındaki gösterişçi insan açısından durum tersine dönmüş, bineğin öne geçtiği, gücün, iktidarın, meziyetin binekten alındığı bir resme dönüşmüştür. Bu ters yüz olma durumu da, en başta alıntısını yaptığımız araştırmanın sonuç verilerinin aslında sebep açıklamasıdır.
Sosyolog
Recai Uzun
Ağaç yaş iken eğilir. Gençlik büyük bir ahlak katliamına maruz kalıyor. Avrupa gibi empatiden uzak bencil bireyler yetişiyor. Allah sonumuzu hayır etsin.
YanıtlaSil