TARİHTEN
GÜNÜMÜZE TARIM VE GIDA GÜVENLİĞİ ÜZERİNE - 1
Maslov’un
ihtiyaçlar hiyerarşisinin birinci basamağında yer alan; yemek, su
ve barınma ve ikinci basamakta yer alan güvenlik ihtiyacı her
zaman olmazsa olmaz olmuştur. Yemeden içmeden yaşayamayan insan,
ilk çağlardan beri bunun mücadelesinde olmuş ve hayatını bu
temel üzerine kurup şekillendirmiştir.
MÖ
11000 yılına gelinceye kadar insanlık tarımla ve bitki
evcilleştirme ile uğraşmadı. Avcı toplayıcı toplumlar olarak
yaşamını sürdürdü. Av nerede ise oradan oraya gezip durdu.
Mağaralarda
yaşadı, mağara duvarlarına avladığı hayvanları veya av
planlarını çizdi. En iyi avcıyı kahraman ve kabilesine lider
seçti.
Av
peşinde konar göçer hayat yaşarken üremesi sınırlı oldu. Hem
göçebe hayatın etkisi, hem av esnasındaki yabani hayvanlara karşı
verdiği kayıplar, nüfus artışını kısıtlı tuttu.
İnsanlık
MÖ 11000’den sonra avcı toplayıcılıktan tarıma, dolayısıyla
da yerleşik hayata geçişle nüfus artışı yaşanmaya başladı.
Nüfus artışı mı tarımsal faaliyeti artırdı yoksa yükselen
gıda miktarına bağlı olarak mı nüfusun arttığı? Bilim
insanlarınca tartışma konusu olurken gerçek olan, ikisi birlikte
artan veya azalan bir seyir ile pozitif korelasyonda olduklarıdır.
İnsanların
yerleşik düzene geçmesi, toplumsallaşmayı hızlandırırken
hayvanlarla iç içe yaşam, insan kalabalığı ile birleşince
hayvanlarda mevcut mikropların mutasyon geçirerek insana bulaşması,
hastalıkları ortaya çıkardı.
Grip,veba,
tüberküloz ve çiçek İlk ortaya çıkan hastalıklar olurken,
ilkel yaşam koşullarının getirdiği insan ve hayvan dışkıları
ile aynı ortamda yaşama, bazı dönemlerde salgın boyutunda
hastalıklar ile insanlığı tanıştırdı. Bu hastalık
mikropları, o tarihlerden sonra hiç ortadan kaybolmadı. Bulunduğu
ortamda insanla birlikte yaşamak için mutasyon geçirse de yeni
doğan veya hiç mikropla tanışmamış toplumlara sirayet
ettiğinde, büyük oranda tekrardan ölümlere ve salgınlara
sebebiyet verdi.
Hastalıkların
diğer sebepleri ise kıtlık ve yokluk ile başlayıp savaşlar ile
devam eden, temizliğe riayet etmeme kaynaklı bit, pire gibi
haşeratın mikropları hızlı bir şekilde yaymasının yanı sıra
yetersiz ve kötü beslenmeye bağlı zayıf bağışıklık sistemi
olmuştur.
Tam
bir kısır döngü çarkının işleyişi; Savaşlar ve hastalıklar
sebebi ile tarlada çalışacak nüfusta ve dolayısıyla üretimde
azalma, halkın gıda bulamaması, gerek cephede gerek cephe
gerisinde beslenme bozukluğu kaynaklı hastalıklar ve salgın
hastalıklar ile daha da azalan tarımsal faaliyetler ve daha az gıda
üretimi...
Buna
en yakın, tarihte örnek bir olay; Birinci Dünya Savaşı'nda
kendini İspanyol gribi adıyla gösterdi. Savaş mevzilerinde
askerlerin kötü koşullarından türeyen virüs, salgın halini
alarak bütün Avrupa'yı etkiledi ve elli milyon kişinin ölümüne
yol açtı.
Tarımsal
faaliyetlerin, toplumsallaşma ile yaygınlaşması ile toplumlar
arası ilişkilerde de siyasi ve sosyolojik olarak etkileri görüldü.
Ürünlerin ticareti, kültür ve teknoloji paylaşımını
hızlandırırken, ürünlerin miktar ve çeşit olarak da artışını
sağlandı. Bu da daha fazla nüfusun yanı sıra koruma ve güvenlik
için daha çok asker demekti. İhtiyaçlar hiyerarşisinde
beslenmeden sonra gelen güvenlik ihtiyacı küçük toplulukları
beylik seviyesine, daha büyükleri ise krallık seviyesine taşıdı.
Devletlerin
beslenme ve güvenlik sorununu çözmesi, toplumun refah düzeyinin
arttığı dönemleri yaşatırken, olumsuz iklim koşulları ve
savaşlarda imha edilen ürünler sebebi ile kıtlık dönemleri
yaşanmıştır. Bu durum savaş silsilelerine ve göçlere sebebiyet
vermiştir. Devletler, tarım ve gıda üretiminden sosyal, ekonomik
ve askeri güç devşirmek ve olası olumsuz şartlara maruz kalmamak
için daha çok gıda ve tarım ürünü üretmeyi hedef haline
getirmişlerdir.
Tarımın
kaynaklık ettiği güçten istifade etmek isteyen Devletlerden
birisi de Çin Devleti ve onun lideri Mao Zedong olmuştur. "Büyük
İleri Atılım” adıyla Çin'de 1958-1961 yılları arasında
ekonomik ve sosyal tabanlı bir girişimde bulundu. Mao Zedong
liderliğindeki bu kampanya, hızlı bir sanayileşme ve
kolektifleştirme yoluyla ülkeyi tarım ekonomisinden sosyalist bir
topluma dönüştürmeyi amaçlıyordu. Ancak başarısızlıkla
sonuçlandı ve kampanyanın neden olduğu kıtlık sonucunda
tahminen kırk beş milyon insan hayatını kaybetti.
Büyük
İleri Atılım, Çin'de ve uluslararası alanda büyük bir ekonomik
başarısızlık ve insani felaket olarak görülmektedir. Bu olayın
fiiliyata geçişi ve uygulanışı gerçekten ibretliktir.
Mao,
halkına kalkınma adına tarım yapmayı ve bunu herkesin istisnasız
belli kotaları üretmesi mecburiyeti ile yapmaya kalktı. Komünist
yönetimin baskısı karşısında halk itiraz edememiş ve bu
zorunluluğa rıza göstermiştir. Halkın kotaları tutturmak için
sık ekim yapması ürün verimini düşürürken, kotaları
dolduramayan halk da yönetim tarafından işkence ile
cezalandırıldı. Diğer taraftan Mao "doğaya savaş açtım"
diyerek buğdayları yedikleri gerekçesi ile halka serçelerin
öldürülmesi talimatını verdi. Üç milyonu bulan serçe katliamı
sonucu tarlalar çekirge ve hamamböceği istilasına uğradı.
Haşerata karşı aşırı zirai ilaç kullanımı sebebiyle de
topraklar zarar görerek ürün vermez duruma geldi. İyiden iyiye
artan yiyecek yokluğu karşısında, halk tarafından istisnasız
canlı hayvan türü ne varsa yenilmesi boyutuna gelindi. Zamanla
hayvan türlerinin de tükenmesi sonucu ölen insanların yenilmesi
ile durum yamyamlık boyutuna kadar ulaşmıştır.
Kıtlığın
etkili olduğu Çin’in bazı bölgelerinde her türlü canlının
yemek olarak tüketilmesi, halka yemek kültürü olarak
yerleşmiştir. İçinde bulunduğumuz süreç de dahil yakın
tarihte yaşanan sars ve domuz gribi gibi bir çok hastalığın
kaynağı, bu yemek kültüründen kaynaklı olarak hayvanlardan
insanlara ve insandan insana sirayet ederek salgın hastalıklara
sebebiyet veren virüsler ve mikropları ortaya çıkartmıştır.
Tarımsal
hayatın, iktisadi, siyasi ve kültürel hayata gerek bölgesel gerek
global anlamda etkileri tarih boyunca olmuştur. Günümüz ile
mukayesesi bakımından teknolojik gelişmelerin etkisiyle bazı
bozulan korelasyonlar ve dengeler, dünyanın bugünü ile geleceği
konusunda çok büyük tehlike sinyalleri vermektedir.
Dünyayı
ve varlıklarını eline geçirerek insanları köleleştirme
arzusunda olan güçler, insanın olmazsa olmaz yaşam maddelerini
tekellerine alarak bütün insanlığı ellerine geçirmek
istemektedirler. Bir yandan genetiği ile oynanmış hastalıklı
gıdalar ile insanları hasta ederken, aynı güçler bu sefer
insanlığı kurtarmak (!) İddiası ile ilaçlar üretip satarak,
hasta ettikleri insanları tedavi etme gayretindeler. Şayet gıda
ile hasta ettiği insan sayısı ilaç pazarlamaya yetmiyor ise bu
sefer de laboratuvar ortamında hazırladıkları mikrop ve virüsleri
dünyaya yaymakta beis görmemektedirler.
Tüm
bunlar göz önüne alındığında, bugün gıda ve mikroplar
insanlığa karşı toplu katliam silahı olarak kullanılma
potansiyeli taşıdığından dolayı bu konu ulusal güvenlik
meselesi haline gelmiştir. Yerli tohum, güvenli gıda, yiyecek
israfı, toprakların verimliliği ve kullanımı gibi tohumun
tarlaya ekiminden soframıza gelene kadar tarım, gıda üretimi ve
tüketimi konusu itina ile takip edilmesi gereken konulardır.
Bugünümüz ve geleceğimiz için dolayısıyla devletin bekası
için üzerinde önemle durmamız gereken en büyük meselelerimizden
biridir.
Bir
tarafta aşırı yemekten hastalanan insanlar diğer tarafta yiyecek
bulamadığı için ölen çocuklar.
Yiyeceklerin
üretim miktarı artarken, her geçen gün düşen besin kalitesi ve
GDO sebebi ile gıda yerine farkında olmadan zehir ile beslenen ve
kısırlaşan insanlar.
Diğer
taraftan biyolojik silah elde etme maksatlı laboratuarlarda üretilen
mikroplar ve virüsler ile dünya ilaç ve silah sanayini elinde
tutan emperyal devletler.
Yazımızın
gelecek bölümlerinde ele alacağımız konular olsun.
Sosyolog
Recai
Uzun
Yine bir GÜZEL yazı olmuş özelliklede çinlilerin börtü böcek yeme sebepleri. 😀 Teşekkürler
YanıtlaSil"Yiyeceklerin üretim miktarı artarken, her geçen gün düşen besin kalitesi ve GDO sebebi ile gıda yerine farkında olmadan zehir ile beslenen ve kısırlaşan insanlar." gibi yine gözardı edilen, önemsiz gibi görülen veya üzerinde durulmaya değer görülmeyen hayatî öneme hâiz mevzulara değinmişsiniz, elinize, zihninize, yüreğinize sağlık Recai bey..
YanıtlaSilSağolun Allah razı olsun.
YanıtlaSil