11 Haziran 2020 Perşembe

İFRAT VE TEFRİTE DÜŞMEDEN TASARRUF!


İFRAT VE TEFRİTE DÜŞMEDEN TASARRUF!

“ING Türkiye, Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması’nın (TTEA) 2020 yılı ilk çeyrek sonuçları ile birlikte, nisan ayında koronavirüs salgınının harcama ve tasarrufa etkisini de ölçümledi. Bu yılın ilk çeyreğinde tasarruf sahipliği oranı bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,4 artarak yüzde 13,4’e yükseldi, ancak geçen sene aynı döneme göre yüzde 0,8 geriledi. Katılımcıların yüzde 58’i gıda-market, yüzde 56’sı fatura giderlerinde artış yaşadı. Bunu yüzde 38 ile sağlık harcamaları, yüzde 36 ile telekomünikasyon izledi. E-ticaret hizmetleri ile dijital film-müzik aboneliklerinde de yüzde 25’lik artış görüldü. Harcamalarda en büyük düşüş yüzde 79 ile seyahatte olurken bunu sırasıyla restoranda yeme içme, ulaşım, konaklama, giyim/aksesuar ve akaryakıt kategorileri takip etti. Önümüzdeki bir yıl için tasarruf beklentileri sorulduğunda ise sıralamada ilk sırada yer alan kesim yüzde 41 ile "Tasarruf yapmayacağım" diyenler oldu. Bunu yüzde 22 ile "Daha çok tasarruf yapacağım" diyenler ve yüzde 20 ile "Aynı miktarda tasarruf yapacağım" diyenler izledi.”

Rakamlara baktığımızda, virüs döneminde en çok artan harcama kalemleri; gıda, fatura, sağlık ve telekomünikasyon giderleri olmuş. Doğal olarak her durumda yeme içme sağlık ihtiyaçlarınızdan vazgeçemeyiz, öteleyemeyiz. Bu derece tüm dünyayı etkileyip, insanları evinde oturtacak bir gelişmeyi kimse beklemiyordu. Virüs olayı gösterdi ki hiç hesapta olmayacak durumlara hazırlıklı olmalıyız. Satışı, geliri ve iş imkanı hiç azalmayacak diye düşünülen meslek kolları dahi çalışamaz duruma gelebiliyor ve maddi sıkıntıya düşebiliyormuş, toplum olarak yaşayıp gördük. Bu da bir daha gösterdi ki insanlar yaşamak için çalışmak zorunda oldukları kadar kötü gün için de tasarruf etmek zorundalar.
Bireyler farklı iş kolları tercih ederler. Bunu yaparken de bir yandan toplumsal hiyerarşi içindeki konumlarını önemserler ve toplum içindeki pozisyonlarına bakarlar. Toplum içinde iş bölümü çerçevesinde en iyi getirisi ve statüsü olan bir iş, bir meslek için ilkokuldan başlayıp üniversiteye kadar eğitim görürler. Neticede eğitim hayatımız ve iş hayatımız belirli süreleri kapsar fakat emeklilik döneminden oluşan süreyi bilemeyiz. Emeklilikten sonra ne kadar yaşayacağımız ile yaşlılık dönemimizde yanımızda kimlerin olabileceği, şartların neler getireceği öngörülmezlik içerir.
Eğitimimizi alsak ve güzel bir iş sahibi olsak dahi, gelir ve gider dengemizi ayarlamadığımız sürece, yine sorun yaşamaya devam edebiliriz. Ülkemizde, boşanma vakalarında, en büyük sebep olarak istatistiklerde yer alan aile içi şiddetin, ağırlık noktası, geçim sıkıntısıdır. Ailenin bozulan ekonomik, mali durumundan kaynaklı tartışmalar, şiddet ile neticelenmektedir. (Ekonomi kelimesinin kökeni, eski Yunanca’daki Oikos (ev) ve Nomos (idare) kelimelerinin birleşiminden oluşan Oikonomia (ev idaresi) sözcüğüdür.) ev idare edilemiyor ise huzurun olması mümkün değildir.  
Evin idaresi ve huzuru için devamlı bir iş sahibi olma konusunda istekli olmanın yanı sıra, yapılan işin iyi yapılması için eğitimli, donanımlı olmak şarttır. Bunun için geleceğe en büyük yatırım, eğitime yapılan yatırımdır. Eğitim seviyesi yükseldikçe, ailenin geliri ve yaşam standardı da yükselir. Yaşam standardını korumanın yolu iyi bir gelirin yanı sıra tasarruf ile olur. Bu da ailenin birlik beraberliğinin devamını, huzur ve mutluğunu getirir.
Tasarruf etmenin en önemli kavşak noktası, israf etmemektir. İhtiyaçlarımızı iyi belirlemeli, yaptığımız harcamaların gerçek ihtiyacımızdan kaynaklı alışverişler olmasına dikkat etmeliyiz. Özellikle günümüzün sorunu olan moda ve gösteriş kaynaklı harcamalar, tasarrufu imkânsızlaştıran unsurlardır.
Borç-kredi sisteminden uzak durmalı, mümkün olduğu kadar borçlanmaktan kaçınmalı, borçlanılacaksa dahi kredi sitemi tercih edilmemeli, ödemelerde kredi kartı en son seçenek olmalıdır.
Çalışma ve tasarruf konusunu, 807 yılında Çin'de basılan, bugün Rusya'da Leningrad Müzesinde bulunan ilk kağıt paranın üzerindeki yazıda da görmek mümkün "kazanabildiğin kadar kazan, fakat tasarruf ederek harca" (Atilla Köksal-Geleceğe Yatırım)

İnsanların aylık gelirleri ve giderleri farklılık göstermektedir. Görece bir durum olduğu için de herkesin kendi planı dahilinde yapacağı tasarruf miktarının can alıcı sorusu BUGÜN EVE KAPANSAM, DIŞARI ÇIKAMASAM; YİYECEK, KİRA, FATURALAR, TAKSİTLER VS. ÖDEYECEK KAÇ AYLIK BİRİKİMİM VAR,  kaç ay en kötü şarta dayanabilirim? Sorusu olsa gerek. Bununla birlikte “ne gelirim var ki tasarrufum da olsun” diyebilirsiniz. Bu konuda kısmen haklı olabilirsiniz. Neticede herkes eşit işlerde, eşit maaşlarda çalışmıyor, fakat çok iyi bir iş sahibi olup borçlu, asgari ücretli ama borçsuz geçinen insanların olduğu gerçeğinden hareket edersek, sorunun merkezinde “ayağını yorganına göre uzatmama” kaynaklı etkilerin olduğunu da görebiliriz.
İşimiz, gücümüz, sağlığımız yerindeyken çalışmanın ve tasarruf yapmanın diğer önemli gerekçesi, tüm şartları değiştiren İhtiyarlık dönemi geldiğinde, sorun yaşamamaktır. Neticede ne eski çalışma gücümüz, ne de sağlıklı dinç vücudumuz olacaktır.  Emeklilik evresinde rahat yaşamak için “yağmur yağarken kapları doldurmak” gerekir.
İlkel toplumlarda çocuk sayısının çokluğu, çalışacak kol gücü ve güvenlik unsurunun yanı sıra, aile reisinin geleceğine yatırımı, yaşlılığında kendine bakacak evlat olarak görülürken, modern toplumda az ya da hiç çocuk prensibi ile evliliklerin cinsel boyutu ön plana çıkmakta, çocuk kariyeri engelleyen bir etken olarak görülmektedir. Bu bağlamda günümüz modern insanı, geleceğini çocuğuna bağlayan değil, kazancına veya devletin Sosyal Güvenlik Sistemine Bağlayan insandır.
            Peki Sosyal güvenlik sistemi bizi ne kadar Koruyacak, emeklilik dönemini rahat geçirteceğini düşündüğümüz maaşı verebilecek mi?
George Friedman, Gelecek 100 Yıl adlı kitabında, Amerika'da 1970'lerde doğum oranındaki düşüşten sebep çalışma yaşamına dahil olan kişi sayısının azalacağı, dolayısıyla emekli bireylerin maaşlarını karşılamada aktif/pasif dengesi sebepli olarak sosyal güvenlik sisteminin zora gireceğini, 2020'lerde düşük doğum oranın yoğunlaşarak devam etmesinin, emekliler üzerinde olumsuz etkileri olacağı tespitini yapar ve gelecekteki emeklileri iki gruba ayırır. Birinci grup şanslı ve akıllı olanlar, daha önce edindikleri malları satarak geçimlerini sağlayacaklarını; diğer grubu ise sosyal güvenlik sistemince sefillik ve yoksulluğa terk edilecekler olanlar olarak niteler.
Devletlerin sosyal Güvenlik Sistemleri, mevcut çalışan (aktif) bireylerin vergileri ile mevcut emekli (pasif) kişilerin maaş giderlerini karşılama üzerine kuruludur. Türkiye’de bir emekliye karşılık kaç aktif çalışan olduğunu gösteren aktif/pasif dengesi, 2019 yılında 1,80 olarak gerçekleşti. İçinde bulunduğumuz salgın ortamında istihdam kaybı kaynaklı olarak bu rakam daha da gerilemiştir. “IMF’nin açıkladığı kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasıla verilerine göre ise ABD yaklaşık 63 bin dolar ile ortalama bir kişinin yılda en çok gelir elde ettiği ülke konumunda, Türkiye ise 9 bin 350 dolar ile G20 ülkeleri arasında 15. sırada bulunuyor.” Kişi başı geliri yüksek, gelişmiş ülkelerde dahi, ilerleyen yıllarda emeklilik sisteminde sorunlar çıkma ihtimali gözükmektedir. Hal böyle iken bizim gibi ülkelerin de sorun yaşaması muhtemeldir. Rakamlar göz önüne alındığında, gelecekte emekli maaşlarının çok yüksek olması ihtimali zayıflamakta, kişilerin emeklilik sonrası azalan güçleri ile azalan gelirleri için gençlik dönemlerinde tedbir alması, hazırlıklı olunması önem arz etmektedir.
Bu konunun tasarruf boyutunda izlenecek yol nasıl olabilir? Sorusunun cevabında, şirket muhasebe sisteminden yararlanabiliriz. Şirketlerin uzun ömürlü, olmak varlığını sürekli hale getirmek için uyguladıkları muhasebe yöntemlerinde biri olan “amortisman” ayırma yöntemidir.
Amortisman
1.ortaklıklarda, taşınmaz malların aşınmalarına, eskimelerine karşılık olarak yıllık kârdan ayrılan belirli orandaki pay.
2.Yıpranma payı
3.Ticarethane makina teçhizatlarının, eskimesi, yıpranması sonrası da işlev göremez hale geldiğinde, yenilemek için bir nevi kumbaraya belli bir miktarı düzenli olarak atmaktır.
Amortisman kelimesinin tanımındaki üç madde de insanın çalışması, yıpranması, hastalanması, yaşlanması dolayısıyla eski üretim gücünün kalmaması anlamları ile örtüşmektedir. Şirketler, bunun için kârlarının hemen sonrasında, bu bedeli hemen ayırırlar. Buradan yola çıkarsak;
Tassarrufun birinci şartı, HARCAMALARIMIZDAN KALAN İLE DEĞİL HARCAMALARIMIZDAN ÖNCE, TASARRUF İÇİN BELİRLEDİĞİMİZ MEBLAI AYIRMAKTIR. 
Aylık kazancımızın her ay %15-20 kadarını, faturaları dahi ödemeden ayırarak belirlediğimiz yatırım aracına yatırmak ve bu disiplini (sağlık konusu hariç) hiçbir şekilde dahi bozmamak.
Ve tabi ki İsraf etmemektir. Bitirirken Yüce Mevla’nın, yüce kitabından bir emriyle bitirelim.
İsra Suresi 29﴿
 Eli sıkı olma, ölçüsüzce eli açık da olma; sonra kınanacak, kendi kendine hayıflanacak duruma düşersin!

İsra Suresi 29﴿ Tefsiri
Dördüncü ödev hem cimrilikten hem israftan sakınmaktır. Cimrilik de savurganlık da aşırılıktır, bu sebeple haramdır. İkisinin ortası cömertliktir. Ahlâk kitaplarında savurganlık ifrat, cimrilik tefrit olarak nitelenir. İfrat, aklın ve dinin uygun gördüğü ölçünün ilerisinde veya uygun bulmadığı yollarda harcamayı; tefrit de gerekli yerlere gerektiği ölçüde harcamaktan kaçınmayı ifade eder. İsraf da cimrilik de erdemsizlikler arasında sayılır. İkisinin ortası (itidal, vasat) ise cömertliktir.
Şüphesiz Allah Doğruyu Söylemiştir.


                                                                                                            Sosyolog
                                                                                                          Recai Uzun

8 yorum:

  1. Recai Bey, yine hayatî sorunlarımızdan biri olan bir konuya müteallik ufuk açıcı yazınızı paylaşmışsınız, biz de müstefîd olduk sayenizde, aklınıza ve yüreğinize sağlık..Konu ile ilgili yeri gelmişken belirtmek istedim, bilhassa Gıda israfı konusundaki hal i pürmelâlimiz yada kötü karnemiz hiç ic açıcı değil malumunuz. Bununla ilgili ciddi tedbirler almamız gerektiği yine malumunuz lakin ciddi anlamda bununla ilgili somut projeler üretemediğimiz de ortada. Covid 19 konusu gibi böyle konuları başta Kamu Spotu olmak üzere diğer iletişim araçlarıyla desteklenerek, hergün halkın ciddi anlamda bilinçlendirilmesi hatta belki eğitilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu vesileyle tekrardan gayretiniz için teşekkür ediyor başarılar diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gıda israfı yürek yakan bir konu gerçekten, önümüzdeki süreç bunun imtihanını tüm insanlığı tabi tutabilir.
      Yorumunuz ve güzel dilekleriniz için ayrıca teşekkür ederim.

      Sil
  2. Bu güzel bilgiler için teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
  3. Başarılarınızın devamını dilerim.

    YanıtlaSil